Sezonun ikinci Grand Slam turnuvası olan Roland Garros'ta şampiyonlar yapılan final karşılaşmalarıyla belli oldu.Böylece turnuvanın ilk gününden itibaren tuttuğumuz bu günlüğün de sonuna ve en önemli yazısına geldik.Final maçlarına geçmeden turnuva hakkında bir şeyler söylemek lazım diye düşünüyorum.2010 Fransa Açık'ı sürprizleriyle,rekorlarıyla muazzam bir turnuva olarak hatırlayacağım.İzlediğim bütün karşılaşmalardan ayrı bir zevk aldım.Tabii bir de gündemde Roland Garros'un başka şehire taşınması ya da kortların yenilenmesi durumu var.Şahsen turnuvanın Paris dışına taşınmasının çok ama çok hatalı bir karar olacağını kanısındayım.Altyapı geliştirmeleri ile gayet de güzel ayarlanabilir her şey.Ayrıca işin bir de duygusal boyutu var.Biz,Roland Garros'u böyle sevdik diyelim ve sözü fazla uzatmadan şampiyonlara getirelim...
Toprak kortun prensi,favori olduğu turnuvayı 2.kez,set vermeden kazandı.Onun için ne diyebiliriz ki...Altıncı kez katıldığı Roland Garros'ta 5.şampiyonluk.Nadal toprak kort tarihinin şüphesiz en önemli oyuncularından biri.
Karşılaşmaya kendinden emin başladı İspanyol raket.Karşısında burada ikinci kez finale çıkan İsveçli Soderling vardı.İlk oyunlarda durum 2-2 olunca herkes bu maçın zorlu geçeceği konusunda yorumlar yapmaya başladı.Ancak durum oldukça farklıydı.Nadal her zamanki gibi maça çok iyi odaklanmıştı.Geçen sene hem özel hayatındaki sorunlar hem de yaşadığı sakatlıklar onu fazlasıyla üzmüştü.Dolayısıyla buraya kadar gelmişken hayallerinin yıkılmasına izin veremezdi.İlk seti 6-4 alan Nadal'ın oyunu şunu gösteriyordu:Bu maç 3-0 biter.Grand Slam'lerde özellikle de bu tip maçlarda bunu söylemek çok da doğru olmaz.Ama bazı maçlar vardır ya maçın gidişatından belli olur,işte bu maç tam da öyleydi.O meşhur,hızlı ve rakibini çaresiz bırakan servisleri bir türlü çıkartamadı Soderling.Onu tanıdığımız kadarıyla oyun kötüye giderken bir ace ile sayıyı alır,moral bulurdu.Ancak Nadal gerek baseline da gerek se file önündeki sayılarıyla İsveçli'yi moral olarak dibe vurdurdu.Nitekim ikinci seti 6-2 ile aldı.Son set Soderling'in tamam mı devam mı diyeceği setti.Ya toparlanacak,bir set alıp,rakibini telaşlandıracak ya da bir kez daha finalde elenecekti.İkincisi oldu.Gerçi son sette verdiği mücadeleyi alkışlamak gerekir ki (6-4) ama bu Nadal'ı hayallerine ulaşmaktan alıkoyamadı.
İtalyan mucizesi:Francesca Schiavone
Bir tenisçi düşünün 29 yaşında,daha önce sadece 3 turnuva kazanmış ki bunların arasında Grand Slam yok,dünya sıralamasında 17.,kimse turnuva başladığında onun adından söz etmiyor...
İşte inancın,azmin zaferi.O artık Roland Garros tarihine adını yazdıran bir İtalyan...
Schiavone'nin rakibi Avustralya'lı Stosur'du.Aslında Stosur'un finale çıkması çok da sürpriz olmadı.Dünya 7 numarası Avustralyalı raket hem bu seneki formu hem de geçen sene burada oynadığı yarı final ile turnuvanın gizli favorileri arasında gösteriliyordu.
İlk sette İtalyan raketin açık bir üstünlüğü söz konusuydu.Rakibinin servisini 9.oyunda kıran Schiavone file önündeki inanılmaz (yüzdeli %100) performansıyla ilk seti 40 dakikada 6-4 ile aldı.İkinci sette biraz daha toparlmış gözüken Stosur,rakibinin servisini kırarak oyunu 3-1'e taşıyarak avantaj yakaladı.Maçın kırılma anı ise İtalyan raketin rakibinin servisini kırarak 4-4'e getirdiği oyun oldu.6-6 sonrası tie-break'e giden set,7-2'lik Schiavone'nin üstünlüğü ile geçince şampiyonun adı belli oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder