27 Mayıs 2010 Perşembe

EURO 2016 İçin Geri Sayım

Ülkeler bazında bakıldığında, birkaç gün içinde başlayacak Dünya Kupası'ndan sonra en önemli futbol organizasyonu olarak kabul edilen Avrupa Şampiyonası'nı 2016 yılında kim düzenleyecek sorusu yarın açıklığa kavuşuyor. Türkiye ve Fransa'nın sundukları projelerle bir adım öne çıktıkları adaylık koşunu kim önde bitirecek yarın öğreneceğiz.

Düzenlenecek turnuvada ilk olarak yapısal değişiklikler dikkat çekiyor. Daha önce 16 takımla yapılan turnuva ilk kez 2016’dan itibaren 24 takımın katılımıyla düzenlenecek. 4’er takımlı 6 gruba ayrılacak olan ülkeler arasında grup maçları sonunda ilk iki sırayı alan ve en iyi dört üçüncü çeyrek finale yükselecek. Üç hafta süren turnuva 2016′dan itibaren bir hafta uzayacak. Ev sahibi ekip EURO 2016′ya doğrudan katılırken, diğer 23 ekip, Ağustos 2014 ila Kasım 2015 tarihleri arasında oynanacak grup eleme karşılaşmaları sonrası belirlenecek.

Gelelim adayların ne durumda olduğuna. Turnuvaya adaylığını koyan ülkeler arasından seçilen üçü, İtalya, Fransa ve Türkiye için bekleyiş heyecanlı bir hal aldı. Yaklaşık bir hafta önce açıklanan raporlarda Türkiye'nin projesinin otoritelerce beğenildiği çıkarımı yapılmıştı ki bu çok önemli bir göstergeydi.



Turnuvayı düzenlemeye aday üç ülkeden şansı en az gözüken İtalya gibi duruyor. Toplamda 700 milyon euro'ya yakın bir meblağı projeye ayıran İtalyanlari turnuva için 3 stadı yenileyecek, Torino, cagliari ve Palermo'da da birer tane inşaa edecek. 1990 yılında dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkede stadyumların eskiliği ciddi bir sıkıntı zira, bu turnuvadan beri 20 yılda pek bir revizyona uğradıklarını söylemek güç.



Fransızlar, daha önce kendi evlerinde Dünya Kupası'nı kaldırmışlardı, şimdi aynı başarıyı Avrupa Kupası'nı Stade de France'da kaldırarak tekrar etmeyi istiyorlar. 1,7 milyar euro gibi akılalmaz bir sermayeyi proje için ayıran Fransızların daha önce düzenledikleri 1960 ve 1984 Avrupa Şampiyonaları en önemli referansları. UEFA'nın teknik patronu Michel Platini'nin desteği ve tabir-i caizse lobisiyle desteği arkalarına aldıklarını söylemek mümkün elbette. Halihazırda üç aday içerisinde en iyi ulaşım, altyapı ve hizmet sektörüne sahip ülkenin Fransa olması da şanslarını bir kat daha artırıyor. Karşılaşmaların, ice, Marsilya, Toulouse, Bordeaux, Saint-Etienne, Lyon, Lille, Lens, Strasbourg, Nancy ve tabi ki Paris'te yapılması öngörülüyor.



Gelelim ülkemize. Türkiye'nin elini güçlendiren en önemli olgu 920 milyon olatı bulan yatırım planının tamamının devlet teminatı altında olması. Böylesi bir garantiyi diğer iki ülke vermiyor. İstanbul'dan Olimpiyat, inşası devam eden Türk Telekom Arena'nın yanı sıra Kayseri Kadir Has Stadı ve Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Eskişehir ve Antalya’da 6 yeni stadyum inşaası projede öngörülüyor. Şunu da belirtelim ki, Türkiye şampiyonaya daha önce iki kez aday olmuştu. Hali hazırda en büyük engel, havayolu trafiği ve gelecek konukları şehirlerde ağırlayacak otel kapasitesinin bazı şehirlerde çok düşük olması. Avantajımız ise, iş gücü olarak organizasyonu asiste edecek müthiş güce sahip olmamız ve Türkiye'deki müthiş futbol sevgisi gibi gözüküyor.

Analizler ışığında, raporlarda şampiyonaya göz kırpan iki ülkenin Fransa ve türkiye olduğunu söylemek gerek. Yarın kutlamalar mı yoksa hüsran mı televizyon ekranlarını kaplayacak şimdilik bişey diyemiyoruz, ama dileğimiz Polonya ve Ukrayna'dan sonra, daha önce turnuva düzenlememiş olan ülkemizin e bu turnuvayı düzenleme hakkını elde edebilmesi.

Angel Di Maria Madrid'e Doğru

Real Madrid'de teknik direktör değişikliği sonrasında söylentiler de hemen başladı. Adı kısa bir süre önce Real Madrid'le anılmaya başlayan Arjantinli sol kanat oyuncusu Angel Di Maria, Real Madrid'e bu yaz transfer olabilir.

Sol kanat mevkiinde görev yapan, forvette de oynayan Di Maria, Mourinho'nun yeni gözdesi gibi lanse edilmeye başlandı bile. Daha önce bazı Serie A takımlarının ve Rubin Kazan'ın almak istediği 21 yaşındaki genç oyuncunun bu seferki taliplisi epey azılı duruyor. Sezon başında Robben'i gönderdikten sonra sol kanatta Marcelo'yla yoluna devam eden Real Madrid'de o kanatta ara sıra aksamalar meydana gelebiliyor. Mourinho da daha takımın başına geçmeden buradaki eksikliği fark etmiş olmalı ki demeçleri vermeye başladı.

Bu sezonki Portekiz Ligi şampiyonu Benfica'nın başarısında önemli rol sahibi solak, Maradona'nın dünya kupası kadrosunda da yerini almış durumda. Bonservis bedeliyse şimdilik 40 milyon euro olarak belirlenmiş. Transferin Madrid ve diğer Avrupa kulüplerini cezbeden tarafı da, İtalyan pasaportu sahibi olduğu için, AB dışı oyuncu statüsüne girmemesi. Madrid, transfer için 40m euro yerine belli bir bonservis bedeli karşılığında Gara yahut drenthe'yi önerebilir deniyor şimdilik dedikodularda.

Mourinho Real Madrid'de



Günlerdir, belki de aylardır beklenen açıklama geldi, Portekizli teknik adam Real Madrid'in başında. Sezonu İnter'in başında üç kupayla kapatan Mourinho, İspanya macerasına başlıyor. Manuel Pellegrini'nin bir yıllık Madrid macerası da burada sona eriyor. Mourinho, imzayı cuma günü atacak gibi.

Pellegrini kulübün kapısından girdiğinden beri işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünen büyük bir kitle vardı. Ligi ezeli rakibinin 3 puan gerisinde, en yakın takipçisine tam 25 puan fark atarak kapatan Şilili'nin takımı geçen sezon başındaki transferleriyle öyle bir beklenti içine girmişti ki, normal bir kulübün büyük bir başarı gözüyle bakabileceği 96 puanlık lig başarısı hiç bir şey ifade etmedi. Sonuç yine kupasız bir sezon ve Avrupa'ya erken vedaydı.

Pellegrini'nin yaptığı en önemli işlerden birisi, Higuain gibi bir oyuncuya sezon boyu görev vererek yeteneklerini pekiştirmesine olanak vermesiydi, ki Arjantinli forvet geçen seneki 25'i geliştirip 27 gole imza attı bu sezon ligde. Bunun dışnda da Pellegrini'nin ne taktik açıdan ne de oyuncu yönetimi açısından takıma pek bir katkısı olduğunu söylememiz güç. Tüm bunlar birleşitiğinde, sezon başında 200 milyon euro'dan fazla para harcayan Florentino Perez için adres belliydi.



Mourinho, son başarılarıyla böylesi rekabet gerektiren zor bir mesleğe hazır olduğunu zaten gösterdi. Real Madrid'e gelmesi zaten, geçen haftaki maç sonunda demeçlerinden de anlaşılıyordu. Önündeki tek engel, -ki pek engel sayılmaz gibi- 16 milyon euro'luk tazminat bedeli. Pellegrini'ye de 4 milyon tazminat bayılan Real Madrid'in sırf teknik direktör değişikliği neredeyse 20 milyon euro'ya mal oluyor. Senelik ne kadar kazanacak, o konuda da bir belirsizlik hakim. Şimdilik telaffuz edilen rakam senelik, 10 milyon euro!

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış edebiyatı yapmayalım pek fazla. Yaz boyunca zaten bu haberin gelişmelerini bloga yansıtacağız. 3 kupalı sıfatıyla gelen Mourinho, İspanya'da bu başarıyı tekrarlayabilecek mi, sezona başlarken en az 4-5 transfer yapıp takımın çehresini değişterecek mi, bunları düşünmek bile futbloseverleri şimdiden heyecanlandırmaya başladı.

Roland Garros günlüğü Bölüm 2



Fransa Açık heyecanı tüm hızıyla sürüyor.2.tur mücadelelerine damgasını vuran olay ise yağıştı.Karşılaşmalar süresince sık sık kesilen oyunların yanı sıra,kortların üstünün örtülüp saatlerce yağışın dinmesi beklenen mücadelelere de tanık olduk.




Bu bölüme,birinci yazıya yetişmeyen bölümden devam ediyorum.Roland Garros'a toprak kortta kazandığı iki kupa ile gelen ve oldukça formda gözüken Rafael Nadal,.Gianni Mina'yı 3-0'lık setle geçti.Rakibi karşısında oldukça üstün bir oyun sergileyen İspanyol raket,büyük bir sürpriz olmasa finale kadar çıkacak gibi gözüküyor.Turnuva öncesi 2.sıraya yükelen Nadal'ın keyfi oldukça iyi.Erkeklerde 2.tur mücadeleleri yine favori raketlerin üstünlüğüne sahne oldu.

Dünya bir numarası Roger Federer ile Kolombiyalı rakibi Falla arasındaki mücadele yağış sebebiyle önce kısa bir süreliğine durdu.İkinci defa yağan yağmur ile birlikte oyunun yeniden başlaması için uzun bir süre beklemek zorunda kalındı.Federer karşılaşmaya her zamanki gibi kendinden emin çıktı.İleriki turları da düşünen İsviçreli tenisçi,kendi servis oyunlarıyla sonuca gitmek istedi.Ancak Falla,beklenenin üstünde bir mücadele gösterererek oyunu tie-brake'e taşıdı.Eline önemli fırsatlar geçmesine rağmen bunu kullanamayan Kolombiyalı,Federer'in tie-break'teki performansı karşısında çaresiz kaldı.İkinci sette Federer öndeyken yağış nedeniyle verilen aradan sonra Federer oyuna çok etkin döndü ve seti 6-2 aldı.Üçüncü sete oldukça rahat başlayan raket,son seti de 6-4 alarak 3.tura yükseldi.

Diğer ikinci tur mücadelelerinde Marin Cilic rakibi Gimeno-Traver'i 3-0 ile geçerken,geçen yılın finalisti Robin Soderling adeta yanıyor.Taylor Dent'i 6-0,6-1 ve 6-1 ile geçen İsveçli raket bu turnuvanın favorilerden biri olduğunu kanıtladı.İki Fransız tenisçinin karşılaştığı Tsonga-Ouanna mücadelesinde de galip gelen taraf Tsonga oldu.Maç boyunca üstünlüğü bariz bir şekilde gözüken dünya 8. numarası Tsonga,maçı 6-0,6-1 ve 6-4'lük setlerle 3-0 alarak adını üçüncü tura yazdırdı.

Kadınlarda ise veteran rakerlerin üstünlüğü turnuvanın en önemli sürprizi olmuş durumda.İlginç sonuçların alındığı ikinci turda,Venus Williams rakibi Santonja'yı 6-2 ve 6-4 ile geçti.

Caroline Wozniacki,İtalyan rakibi Garbin'i 6-3 ve 6-1 ile rahat geçti.Veteran raket Garbin rakibini zaman zaman Wozniacki'yi zorlasa da Danimarkalı raket karşılaşma boyunca üstün olan taraftı.

Büyük bir yükseliş içerisinde olan İran asıllı Fransız raket Aravane Rezai,oynadığı oyunla Madrid Masters'ta aldığı kupanın tesadüf olmadığını herkese kanıtladı.Gerçi Madrid Açık'ı yakından takip edenler,bu söylemlerin anlamsız olduğunu zaten biliyorlardı.Jankovic karşısındaki oyunu,finalde Venus Williams karşısında yaptıkları her şeyi açıkça gösteriyordu.Roland Garros'ta Alman tenisçi Kerber karşısında biraz zorlansa da 6-2,2-6 ve 6-3'lük setlerle adını üçüncü tura yazdırmasını bildi.

Kuznetsova ise zorlu rakibi Petkovic'i 4-6,7-5 ve 6-4 ile geçerek büyük bir başarıya imza attı.Karşılaşma sonrası Petkovic twitter hesabından kendimi öldürmek istiyorum ama önce Kuznetsova'yı diyerek esprili bir yaklaşımla ilk seti kazanıp,sonraki seti tie-break ile verip,son sette de yakın bir sonuçla maçı kaybetmenin üzüntüsünü paylaştı.Mesajının hemen ardından Kuznetsova'ya kupayı al diyen Andrea,erken elenmekle hayal kırıklığına uğradı.Nadia Petrova da rakibi Szavay'ı 6-1 ve 6-2 ile geçerek 3.tura adını yazdıranlardan.İsviçreli raket Bacsinszky,Dulgheru'ya 4-6,2-6 ile mağlup olarak turnuvaya 2.turda veda etti.Rus raket Maria Kirilenko,Meusburger'i 6-3,6-3 ile 2-0'lık setle mağlup etti.Kleybenova'nın,Sırp raket Ana Ivanovic'i 6-3,6-0 ile geçerek formda olduğunu bir kez daha gösterdi.Diğer yandan Na-Li,Cohen-Aloro'yu 6-2,6-2 ile geçerken,Wozniak da Bondarenko'yu 6-4,6-1 ile mağlup etti.


25 Mayıs 2010 Salı

3 Kupayla Sezona Veda




Cumartesi gecesi oynanan final karşılaşmasına Salı gecesi post yazmak nasıl bir iştir merak ediyorsanız söyleyeyim: Maçı izledim ama blogun başına geçip bir türlü post yazamadım.
Sezonun son büyük maçını belki de en beklenen maçını, maçtan önce büyük bir kesimce favori gösterilen İnter'in kazanması pek de sürpriz değildi: Milito ikiledi, İnter üçledi.
Maçın ilk yarısı ve ikinci yarısı arasında belli periyodlarda fark olduğunu söylemek gerek elbette. Ama genel görüntü, İnter'in klasik savunma anlayışından pek vazgeçmeyip Bayern'i üzerine çekmesi gibiydi. Kontrollü futbolunun meyvesini yakaldığı kontralarla toplayan İtalyanlarda Milito finale iki güzel gol sıkıştırdı. Ki ikisi de golcülük nedir? diye soracak insanlara izletilmesi gereken nitelikteydi.



Maç önceside Bayern'in teknik patronu Van Gaal'in şu demeci çok dikkat çekiciydi: "Biz finale biraz da hakem hataları ve yanlış kararlarla geldik." Bu demecin takımdaki oyuncuların bilinç altını da biraz gösterdiğini söylemek pek hayalcilik değil. Zira onlar da, finale gelene kadarki her iki turda Robben'in sıradışı performansı ve golleri olmasa, finali tv'den izleyeceklerinin çok iyi bir şekilde farkındalardı. Yine de hücum gücü yüksek bir maç ortaya koydular ama gol atmakta pek de başarılı olamadılar, zira finalin devleşenleri de kalecilerdi. Butt'ın ve Cesar'ın ikişer güzel çıkarışı var maç boyunca.

Yıldıray'dan sonra Şampiyonlar Ligi finalinde oynayan ikinci Türk olan Hamit - ki bu da nasıl bir gurursa artık- de ikinci yarı çıkana kadar genel olarak tutuk bir oyun sergiledi. İkinci yarının hemen başında çok güzel bir topuk pası verdi, ama bunun dışında top kayıpları dışında pek de başka bir şey yapmadı.

Şampiyonlar Ligi kupasını da kazanarak, hem de eski koçunu alt ederek bir sezonda iki kupa alma başarısı gösteren José Mourinho oldukça mutlu. Sezon boyunca yaşanan birliktelik ortamı ve başarıda kuşkusuz Portekizli teknik adamın payı çok büyük. Bundan sonraki süreçte kariyer planlaması için kolları sıvayan başarılı teknik adamın ilk demeci "İtalya'da mutsuzum ve seneye burada olup olmayacağım belli değil" oldu. Peki çok çevrede Real Madrid'e sinyal çaktı denilen Mourinho'nun gerçekten gönlünden Real mi geçiyor, yoksa yine bir akıl oyunları peşinde mi onu da artık bu yaz göreceğiz. İnter, 3 kupayla sezonu tamamlarken, maçtan sonra akıllarımızda kalan Robben ve arkadaşlarının staddaki üzgün görüntüsü oluyor. Ve neredeyse kült bir laf haline gelmiş olan "Top gider gelir ve Almanlar kazanır!"ın kulüpler bazında pek de her zaman geçerli olmadığını idrak ediyoruz.


Dirk Nowitzki nereye gidecek?



Gün geçmiyor ki bir NBA yıldızı transfer dedikodularıyla anılmasın.En son gelen haberler ise ünlü Alman yıldız Nowitzki'nin takımı Dallas'tan kesin olarak ayrılacağı yönünde.Mavericks'in,normal sezonda 10 yıldır en az 50 galibiyet almasına karşın bir türlü gelmeyen şampiyonluğu Alman yıldızın takımından ayrılmak istemesinin en önemli sebebi.21,5 milyon dolarlık son yılını feshederek serbest kalma hakkı bulunan oyuncu, play-off'larda elendikleri karşılaşmadan sonra fırsatları değerlendireceğini söylemişti.Nowitzki'nin yanı sıra Amar'e Stoudemire ve Joe Johnson transferleri de NBA'de merak konusu.Miami Heats'in,Wade'i takımda tutabilmek için Joe Johnson'u transfer etmek istediği söyleniyor.

Roland Garros günlüğü Bölüm 1



Teniste toprak kort sezonunun beklenen turnuvası Fransa Açık başladı.Roland Garros süresince izleyebildiğim karşılaşmalar hakkındaki yorumlarımı ve turnuvayla ilgili bilgileri Roland Garros günlüğü adını verdiğim bu bölümde yazacağım.

Turnuvada ilk tur,büyük çoğunlukla favori raketletin kazandığı,kadınlarda 2-0,erkeklerde ise 3-0 ile biten karşılaşmalara sahne oldu. Kadınlarda 10 numaralı seri başı Belaruslu raket Victoria Azarenka'nın Arjantinli rakibi Dulko'ya 2-0 kaybetmesi elbette ki turnuvanın şu an için en büyük sürprizi oldu.Son şampiyon Kuznetsova'nın Romen rakibi Cirstea'yı 2-0 ile geçtiği karşılaşmanın bir bölümünü izleme fırsatım oldu.Kuznetsova'yı oldukça sakin ve kendinden emin gördüm.Gelecek karşılaşmalar ne gösterir bilinmez ama Rus raketin Roland Garros'ta yine büyük işler başaracağını düşünüyorum.Tenis eğitimini Barcelona'da alan Rus raket,bu yönüyle toprak kortta diğer Avrupalı rakiplerden daha avantajlı bir konumda yer alıyor.Diğer yandan Pavlyuchenkova,Cornet'i 6-4,6-2,Hantuchova,Tanasugarn'ı 6-1,6-1,Zvonareva,Brianti'ti 6-3,6-1 ile mağlup etti.


Formda bir sezon geçiren Venus Williams,Roland Garros ile sıralamada üst sıralara çıkmaya niyetli gibi.ABD'li Venus ilk turda rakibi Schndyer'i 2-0 ile geçti.Roland Garros'u daha önce 4 kez kazanan eski dünya bir numarası Belçikalı raket Henin,Bulgar rakibi Pironkova'yı set kaybetmeden 6-4 ve 6-3 ile geçti.İkinci sette özellikle servislerinde sorunlar yaşasa da güçlü vuruşları ile rakibine üstünlük sağladı.Anastasia Rodionov da rakibi Makarova'yı 2-0'lık setle geçerek ikinci tura adını yazdırdı.Kimiko Date krumm büyük bir sürprize imza atarak,geçen yılın finalisti Rus tenisçi Dinara Safina'yı 6-3,4-6 ve 5-7'lik setlerle ilk turda eledi.

Erkeklerde İsveçli Soderling,Fransız raket Recouderic'i 3-0 ile geçerken,turnuva öncesi verdiği partiyle adından sıkça söz ettiren Fransız Tsonga,Alman Brands'ı 3-2 ile geçti.Dünya bir numarası Federer'in Avustralyalı rakibi Luczak ile oynadığı karşılaşmayı canlı izlediğim için ona biraz daha fazla yer ayırıyorum.Federer karşılaşmaya her zamanki gibi soğukkanlı başladı.Uzun bir maratona başlayan koşucular gibi sabırla hareket etti.Rakibi Luczak ise özellikle ilk settte iyi mücadele etti.Servis oyunlarının hepsini alan Federer,sadece bir kez servis kırarak ilk seti 6-4 aldı.


Sonsuza kadar 1 numarasın...

Servis oyunlarında kazandığı love game'ler(sıfıra karşı kazanılan oyun)gelecek setlerdeki güzel oyunların habercisiydi.İkinci sete de temkinli başlayan 1 numaralı raket,yavaş yavaş oyuna ısındı.Bir ara hakem ile çizgi konusunda kısa süreli bir gerginlik yaşasa da Avustralyalı raket karşısında oyuna ağırlığını koymayı bildi.Servis kırmakla işe başlayan İsviçreli,hücumda da etkinliğini arttırınca ikinci seti 6-1 aldı.Üçüncü sette ise tam anlamıyla Federer rüzgarı esti.File önüne sık sık gelen Roger;kesme vuruşlar,kısa toplar ve voleler ile tenisseverlere adeta bir resital sundu.Avustralyalı raketin daha fazla direnemediği üçüncü seti de 6-2 alan Federer,rakibini 3-0 ile geçerek adının ikinci tura yazdırdı.

Dünya dokuz numarası Verdasco ise 105.sırada bulunan rakibi Kunitsyn'i 3-0 ile mağlup etti.Andy Roddick ise Fin raket Nieminen'i zor da olsa 3-2 ile geçti.Karşılaşmaya iyi başlayan ABD'li raket,güçlü servisleriyle rakibi karşısında büyük avantaj sağladı.6-2 biten ilk set 28 dakika sürdü.İlk sette servisini tutamayan Nieminen,ikici sette rakibinin servisini kırınca toparlandı ve seti 6-4 aldı.Üçüncü sete de iyi başlayan Fin tenisçi bir kez daha rakibinin servisini kırarak 3-2 öne geçti.Sette durum 4-2'ye gelince tehlikenin farkına varan ABD'li raket servis oyununu kazanarak biraz da olsa kendine geldi.Ancak oyundan hiç kopmayan Nieminen,biraz da filede seken topların sürekli kendi lehine sonuçlanmasıyla durumu 5-3'e getirdi.Müthiş bir mücadeleye sahne olan ikinci setin son servisini ace ile tamamlayan Finli raket seti 6-4 kazanrak,durumu 2-1'e getirdi.Dördüncü seti tie-break ile 7-6 alan Andy Roddick,son seti de 6-3 alarak ikinci tura yükseldi.Muhteşem bir geri dönüşe sahne olan karşılaşma Roddick'in Roland Garros'ta 4.turu geçme isteğinin ne kadar da zor olacağının bir ipucu gibi.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Roland Garros başlıyor


Tenis sezonunun ikinci Grand Slam mücadelesi olan Roland Garros 23 Mayıs günü başlıyor. 6 Mayıs'ta sona erecek turnuvada dağıtılacak toplam ödül 20.7 milyon dolar.

Erkekler:
Federer: 17.Grand Slam zaferini kazanmak ve her tip kortta en iyi olduğunu bir kez daha göstermek istiyor.
Nadal: Toprak korttaki inanılmaz başarısını sürdürmek ve daha önce 4 kez kazandığı Fransa Açık'ı kazanarak 7.Grand Slam zaferine ulaşmak amacında.
Djokovic: Sadece bir Grand Slam zaferi bulunan oyuncu bu yıl oldukça formda. Fransa Açık'ta bir sürpriz yapmak isteyecektir.
Murray: 1930'lardan bu yana Grand Slam turnuvasını kazanan ilk Britanyalı erkek tenisçi olmak için mücadele verecek.



Kadınlar:
S.Williams: En son 2002'de kazandığı Roland Garros'ta en büyük favori.
V.Williams: Henüz Fransa Açık'ta bir şampiyonluğu bulunmayan Venüs, bu yıl kazandığı 2 kupayla dikkatleri çekiyor.
Kuznetsova: Geçen yılın Fransa Açık şampiyonu Rus raket, kendisi için pek de iyi geçmeyen sezonda, bu turnuvayla yükselişe geçmek istiyor.
Henin: Fransa Açık'ta 4 zaferi bulunan Belçikalı tenisçi, 8.Grand Slam zaferini istiyor.

Formula Futbol Şöleni İstanbul'da!



TOSFED'in düzenlediği Formula Futbol Şöleni All Stars futbol karşılaşması 26 Mayıs Çarşamba günü Ali Sami Yen Stadı'nda oynanacak.

Formula 1 takımındaki pilotlar=Schumacher,Vettel,Alonso,Massa,Rosberg
Karşı takım=Ege, Yılmaz Erdoğan, Sarp Apak, Kerem Alışık, Bedri Baykam, Hakan Şükür, Tugay Kerimoğlu ve İlyas Tüfekçi gibi sinema, tiyatro, müzik ve futbol dünyasından birçok ünlü isim.

Bilet gelirlerinin yarısı UNICEF Türkiye, diğer yarısı ise Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı'na bağışlanacak.

Siyah-beyaz formalar çok yakışmış...

Write the Future









İki günde iki reklam, ikisi de Dünya Kupası öncesi heyecanı artıracak nitelikte. Write the Future

Bir Soru Bir Cevap

Inter 45 yıldır Şampiyonlar Ligini kazanmayı bekliyor. Bu üzerinizdeki baskıyı artırıyor mu?

Inter taraftarı için değişik bir durum; takım bu kupayı son kazandığında çoğu dünyaya gelmemişti. Inter başarılı bir geçmişe sahip ama daha iyisine doğru ilerliyor. Moratti inanılmaz bir insan, onu bugün sevinçten ağlarken ve kupayla Appiano Gentile'de (antrenman sahası) turlarken görmek beni çok sevindirecek. Tıpkı babasının 1964-65'te yaptığı gibi.
José Mourinho

21 Mayıs 2010 Cuma

Final Öncesi


Mourinho, maçtan bir gün önce takımıyla antrenmanda.


Konuk takım soyunma odası final için makyajlanmış.


İki takım futbolcuları bu yoldan sahaya inecekler.


Van Gaal final öncesi basın toplantısında Madrid'de.

Final maçı öncesinde elenen Barcelona'dan Messi'nin 8, elenen Real Madrid'in süperstarı Cristiano Ronaldo'nun 7 ve Ivica Olic'in 7 golü bulunuyor. Olic yarın bir veya daha fazla gol atarsa Şampiyonlar Ligi'nde gol krallığını elde edebilir. Asistlerde de Arsenal'den Arshavin, Fiorentina'dan Gilardino ve Sneijder 5'er asistle zirvede ve yarın Sneijder'in asist yapması durumunda o da ödül kazanmaya yakın.

Takım istatistiklerinde, Bayern şu ana kadar rakiplerine 21 gol atarken, Inter 15'te kaldı. Bayern şu ana kadar oynadığı maçlarda 79 kez rakip kaleyi yoklarken Inter'de bu oran 60. Ve ilginç bir başka istatistik, Bayern şu ana kadar karşılaştığı tüm rakiplerine karşı ortalama %58'lik topla oynama oranı yakalarken; Inter %45'de kalmış. Elenen Barcelona'nın turnuva ortalaması %66 bu arada!

Şampiyonlar Yazı Dizisi - Bayern München


Son beş yılda Wolfsburg ve Stuttgart'ın birer şampiyonluğu dışında Bundesliga'da ipi göğüsleyen hep Münih ekibi oluyor. Bu sezon onlar için oldukça ilginç geçti. Sezon başında takımın başına gelen Hollandalı teknik adam Van Gaal, kasım ayında gönderilmesi gündemdeyken tazminatının ya da uçak biletinin hesabını yaparken, yarın sezonun üçüncü kupasını almak üzere Madrid'e yol alıyor.

Geçen sezon Wolfsburg'un etkileyici şampiyonluğundan sonra sezonu ikinci tamamlayan Bayern'de Rummenige-Beckenbauer ikilisinin başlattığı revizyon öncelikle Ottmar Hitzfeld'i işinden etti, sonrasında önce Podolski'yi eski takımı Köln'e, Lucio'yu İnter'e, Ze Roberto'yu da Hamburg'a şutladı. İlk yaptıkları ise geçtiğimiz sezon AZ Alkmaar ile Hollanda Ligi'ni kazanan Louis Van Gaal ile anlaşmak oldu. Gelişinden sonra Ivica Olic bedelsiz olarak, Mario Gomez ise 30 milyon euroluk dudak uçuklatan bonservis bedeliyle takıma dahil oldular. Sezonun ilk tartışması da bu yüzden çıkmıştı. Alexander Baumjohann ve Edson Braafhield da ekibe yaz aylarında katıldılar.


8 Ağustos'ta başlayan ligin ilk 3 maçında 2 puan toplayan Bayern, sezona kötü başlıyordu. Transferin neredeyse son gününde Real'den takıma dahil olan Hollandalı Arjen Robben'in gelişi ve ligdeki maçların kazanılmaya başlanması işleri biraz düzeltmişti. Ancak kasım ayının sonuna kadar verilen lig mücadelelerinde bir türlü beklenen istikrarlı skorlar gelmiyordu. 22 Kasım tarihine geldiğimizde 13. hafta mücadeleri oynanıyordu ve Leverkusen'le evinde 1-1 berabere kalan ekip, lig sıralamasında 7. durumdaydı. Şampiyonlar Ligi'nde de Bordeaux'ya her iki maçta da yenilmiş, Juventus'la evinde berabere kalmıştı.

25 Kasım tarihli gazeteler, Van Gaal için bileti çoktan kesmişti. Takımda istenen başarıyı sezon sonunda yakalayamacağına inanların sayısı azımsanmayacak derecedeydi. Ama biraz önce bahsettiğimiz 22 Kasım tarihi Bayern için bu sezon gerçek anlamda bir milattı. Şöyle ki, takım ilk yarının sonuna doğru başlattığı galibiyet serisini öyle bir uzattı ki, ligde ilk puan kaybını Şubat ayında yaşadı. Ki bu 9 seri lig galibiyeti demek, üstelik de iki maçta 5'er, iki maçta 3'er gol atarak! Bu arada, sezon ortasında takımın 3 yıllık golcüsü Toni kiralık olarak Roma'nın yolunu tutmuştu.

Mart ayında aldığı iki lig mağlubiyetine rağmen, yakaladığı iyi ruzgar ve hem kupa yarı finalinde Schalke'yi 1-0'la; hem de Şampiyonlar Ligi'nde Fiorentina'yı 3-2'nin rovanşında Robben'in şahane golüyle, 2-1'le geçmenin mutluluğu takımı pek kötü yönde etkilemedi. Bayern'in esas başarılı olduğu periyod tam da bu aralıktı. Her 3 kulvarda da yoluna tam gaz devam eden ve Robben faktörünü en iyi şekilde kullanan ekip, 3-2'nin rovanşında 2-1 tarifesini, hem de Robben'in yine akıllara ziyan golüyle Man Utd'a uygulayınca yavaş yavaş finalin kapısını aralıyordu.

Ligin son 6 maçından 14 puan çıkarmasını bilen Münih ekibi, 1 Mayıs'ta işi bitirmişti bile. Geçtiğimiz hafta finalde Werder Bremen'i de eleyerek bu sezonu iki kupayla bitirmeyi garantilediler. Garantilediler diyorum, çünkü hala önlerinde sezonun en büyük kapışması var, Lyon sınavı sonrasında yarın Madrid'de Inter'le karşılaşlıp başarılarını 3. kupayla taçlandıracaklar mı orası henüz belirsiz. Yarın hep beraber göreceğiz.

Başarılı ama bir o kadar ilginç bir sezon geçiren Bayern Münih'te şimdilik hem yönetim hem taraftar cephesinde keyifler yerinde. Van Gaal ise sezon sonuna geldiğimizde eski öğrencisiyle ve tercümanıyla polemiklere girebilmenin, 1995'teki başarısını tekrarlayarak Avrupa'nın en iyi teknik direktörü unvanını alabilmenin peşinde.

20 Mayıs 2010 Perşembe

Journey of Football

Dünya Kupası heyecanına 21 gün kaldı.

Lastik Savaşları



Lastiklerde hangi markanın ismi olacak?

Bridgestone'un gelecek sene Formula 1'den çekileceğini açıklamasının ardınan lastik firmalarının tedarikçi olma yolundaki rekabeti giderek artıyor.Takımlar da yaptıkları toplantılarda bir marka üzerinde anlaşamadılar.Bir an önce belirlenmesi gereken lastik konusunda Türkiye GP'ye kadar bir karar çıkması beklenmiyor.Pirelli,Michelin ve Avon Cooper'ın aday olmasıyla başlayan süreç,Pirelli vs Michelin savaşına dönmüş durumda.

Kral Kupası Sevilla'nın


Geçen seneki Barcelona ambargosundan sonra İspanya'da kupalar birer birer farklı kulüplere gitmeye başladı. Dün gece UEFA Avrupa Ligi şampiyonu Atletico Madrid ile İspanya Kral Kupası finalinde karşılaşan Endülüs ekibi, 5. dakikada Capel ve 90+1'de Jesus Navas'ın attığı gollerle kupayı elde etti. Sevilla en son 2007'de Juande Ramos yönetiminde bu kupayı alma başarısı göstermişti.

Gitmek mi zor,kalmak mı?



NBA'de konferans finalleri oynanırken,gözler bir yandan da yıldız oyuncuların transferlerinde.Her hareketi olay olan bu oyuncuların,gelecek sezon hangi takımlarda yer alacakları NBA Finalleri kadar önem kazanmış durumda.Transferleri ligdeki bir çok dengeyi değiştirecek olan oyuncuları ele aldık.

LeBron James

LeBron'King'James listenin başındaki isim. Onun için söylenebilecek tek cümle:' Yolcudur abbas,bağlasan durmaz' olur. Geçen sezondan bu yana birçok takımla adı geçen LeBron James, takımı Cavaliers ile konferans yarı finalinde Boston'a elenince gitmeyi kafasına koydu.İstediği şampiyonluk yüzüğü için Knicks, Heat ve Lakers ile adı geçen yıldız oyuncunun serbest kalma opsiyonunu kullanacağı kesin.


Dwayne Wade
Wade,nam-ı diyar The Flash'ın da Heat'ten ayrılacağı söyleniyor. Şampiyonluk hayaline ulaşmış olmasına rağmen,daha iddialı bir takıma gitmeyi ya da bir süperstar ile oynamayı çok istiyor.

Chris Bosh

Chris Bosh'un,Raptors'tan ayrılacağını sağır sultan bile duydu.En son twitter sayfasından sevenlerine sormuştu:Nereye ve neden gitmeliyim? Zaten bu fotoğraf her şeyi açıklıyor:'Gidiyorum buralardan!

Şampiyonlar Yazı Dizisi - Olympique Marseille



Ligerin tatile girmesi ve şampiyonların belli olması sonrasında, Avrupa'nın başlıca 5 ligi'nin şampiyonlarının bu yoldaki mücadelelerinin analizini sunma vakti geldi. Serinin ilk halkası Fransa 1. Ligi'ni şampiyon tamamlayan Marsilya. Fransa 1. Ligi'ndeki 7 yıllık Olympique Lyonnais hanedanına son veren Bordeaux'nun ardından bu yıl da güneylilerin bu başarıya ulşaması, ligde yine her yıl farklı bir şampiyon çıkmaya başlayacak mı acaba diye düşündürmeye başladı. 2000'li yıllar öncesinde lig şampiyonlarına baktığımızda şöyle bir görüntüyle karşılaşıyoruz:
2001/2002Olympique Lyonnais
2000/2001FC Nantes
1999/2000AS Monaco
1998/1999Girondins de Bordeaux
1997/1998RC Lens
1996/1997AS Monaco
1995/1996AJ Auxerre
1994/1995FC Nantes
1993/1994Paris Saint-Germain
1992/1993Non Attribué
1991/1992Olympique de Marseille
1990/1991Olympique de Marseille
Marsilya, son şampiyonluğunu 1992 yılında kazanmıştı. 1993 yılında kazandıkları Şampiyon Kulüpler Kupası'nı ve Lig Şampiyonu unvanını, o sezon yaşadıkları şike skandalı sonrasında kaybetmişlerdi. -Hala daha resmi kaynaklarda 1993 yılında Fransa Ligi'nde şampiyon bir kulüp yoktur- 18 yıllık hasreti sona erdiren faktörlerin başında elbette Didier Deschamps geliyor. Birkaç post önce bahsettiğimiz, "eski futblocum, yeni teknik direktörüm akımı" Marsilya ekibi için de geçerliydi bu sezon. Zira Gerets'in yerine gelen teknik adam, bu akımın iyi bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar Juventus'taki kariyeriyle hatırlansa da Deschamps de Desailly, Lizarazu, Barthez'li dönemin bir öncesinde, eski bir Marsilya oyuncusuydu. O'nun takımın başına geçtikten sonra ilk yaptığı şey kadroyu yeniden şekilldendirmek oldu.

Bir önceki sezonda orta sahada ve defansta aksayan kısımları iyi gören Deschamps sezona transferlerle başladı. Cana, Ziani, Cissé ve Zenden ile yollarını ayıran Marsilya; Beşiktaş'tan Edouard Cissé'yi, Porto'dan Lucho Gonzales transferleriyle orta sahayı, Souleymane Diawara ve Heinze transferleriyle de defansını güçlendirdi. Sezonun aralık ayı başına kadarki kısmına, ligde 6 galibiyet 4 beraberlik ve 3 mağlubiyetle gelen Marsilya için işler pek de iyi gitmiyordu. Milan ve Real Madrid'e Şampiyonlar Ligi C Grubu mücadelelerinde yenilen ekibin üst tur umutları da sönüyor ve Zürih'in önünde Avrupa Ligi'ne gitme hakkını elde ederek yoluna devam ediyordu. Avrupa Ligi macerasını ise 3. tura kadar devam ettiren Marsilya, Benfica'ya 1-1'in rövanşında kendi evinde 2-1 yenildikten sonra bu sezonki Avrupa Kupaları macerası onun için bitmiş oluyordu.

Yazının şu ana kadarki kısmını okuyanlar karamsar tabloyu görüp, "Bu nasıl şampiyonluk yazısı böyle?" diyebilir. Ama sezonun genelinde iniş çıkışlar barındıran hikayede bunlardan da söz etmek gerek. Ligin ikinci yarısının ortalarına doğyu, 27. hafta maçları oynandığında lig tablosu şöyleydi:

1. Bordeaux 25 16 4 5 42 20 52

2. Montpellier 27 16 4 7 37 28 52

3. Olympique Lyon 27 14 8 5 45 28 50

4. Olympique Marsilya 26 14 7 5 47 28 49

İki maç eksiğiyle tepede Bordeaux vardı ve hemen altında aynı puanlı Montpellier deyim yerindeyse şampiyonluğu kovalıyordu. Lyon ve Marsilya arasındaki bir puanlık fark ise çemberin sezon sonuna doğru daha da daralacağının habercisiydi. Ancak beklenmedik bir şekilde, Blanc postunda bahsettiğimiz Bordeaux'nun Nisan ayındaki "dev çöküşü", ardından Montpellier'nin deyim yerindeyse pilinin bitmesi birden bire Marsilya'yı şampiyonluğun en güçlü adayı haline getirdi.

Burada elbette Marsilya'nın efsanevi Mart-Nisan ayı karnesinden de söz etmek gerek. Marsilya, 7 Şubat-8 Mayıs arasında oynadığı 15 lig mücadelesinin hiçbirinden mağlup ayrılmadı. Daha da çarpıcı bir şekilde, Nisan ayı içerisinde oynadığı 7 maçtan tam 19 puan çıkarmayı bildi. Bunu yaparken rakiplerinin puan keybetmesi Marsilya'nın daha da işine geldi demek de mümkün. Eh, bunca galibiyetten sonra 5 Mayıs'taki Rennes mücadelesi de Fransa'da sezonun şampiyonunu ilan etmeye yetti de arttı tabi.

Yeni sezona hazırlıklarını devam ettirecek olan ve Deschamps'la devam etmesi beklenen Marsilya'dan şimdilik bir transfer haberi ya da gelişme gelmedi. Dünya Kupası sonrasında belki yazın yeni gelişmeler gebe olabilir. Yazıyı sezonun şamiyonuna dair birkaç istatistikle noktalıyorum:

4563: Marsilyalı defans oyuncusu Souleymane Diawara'nın bu sezon oynadığı dakika sayısı. Bu sezon 2 lig maçı dışında tüm maçlarda 90 dakika oynayan "biyonik adam"ı istatistiklerde Mandanda ve Bonnart takip ediyor.

50044: Marsilya'nın resmi sitesindeki senelik ortalama seyirci sayısı. Velodrome'un büyüklüğü göz önüne alındığında pek şaşırtıcı sayımaz. Şaşırtıcı olan ortalama seyircilerde Lyon'a ve diğer kulüplere minimum 15000 seyircilik fark atılması.

11: Sezon başında Porto'dan takıma katılan orta saha oyuncusu Lucho Gonzales'in bu sezonki asist sayısı. 11 gol, aynı zamanda ligin asist kralı demek.

18: Niang'ın bu sezon attığı ve onu gol kralı yapan gollerin sayısı. Niang 2007-2008 sezonunda da 18 gole ulşamış, ama krallık unvanını alamamıştı. Niang diğer kupaları da kattığımızda bu sezon rakip ağları tam 21 kez havalandırdı.

78: Marsilya'ya şampiyonluk için yeten puan. 78, son 5 yılda Fransa Ligi'nde şampiyon olmak için gereken en düşük puan aynı zamanda.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Roland Garros'ta görüşelim


Federer Madrid Açık Finali'nde Rafael Nadal'a kaybettikten sonra hem Nadal'a hem de kendisini eleştirenlere bir güzel cevap verdi.Tabiri caizse 'Paris'te görüşürüz koçum' diyen Federer,toprak kort sezonunun Paris'te yargılanacağını söyledi.

Aziz Yıldırım'ın Günah Çıkarma Töreni




Madem Turkcell Süper Lig'deki şampiyonluktan söz ediyoruz, Aziz Yıldırım'ın gün içerisinde yaptığı basın toplantısındaki bazı can alıcı noktaları irdelememek olmaz sanırım:

Aziz Yıldırım "Fenerbahçe ayrılmıştır, diğerleri haline gelmiştir.Kendisi şampiyon olamayanlar Fenerbahçe'ye düşman olmuşlardır " diyerek, bir önceki postta değindiğimiz Bursaspor'un şampiyonluğu sonrası oluşan ortak sevinç ortamına göndermelerde bulunuyor. Haksız sayıldığını söylemek pek mümkün değil. Ama burada açıklanması gereken, bu kutlamaya katılan "diğer" kulüplerin taraftarları yalnızca "Biz olamadık; bir anadolu takımı şampiyon olsun" bakış açısıyla mı; yoksa "Fenerbahçe olamasın da kim olursa olsun" düsturuyla mı böyle davrandıkları. İkinci ihtimal Aziz Yıldırım'ı haklı çıkarıyor gibi.

Demecin can alıcı kısımlarından birisi de FB ve Kulüpler Birliği Başkanı olarak, Melih Gökçek'e verdiği üstü kapalı "ayar"dı. Acaba Gökçek'in, oğlu vasıtasıyla, işine geldiğinde Ankaraspor ve Ankaragücü arasında inisiyatifi kullanan adam; işine gelmediğinde üç maymunu oynayan adam olmasına getirdiği bu eleştiri ne kadar gerçeği yansıtıyor? Bu konuda Melih Gökçek'in yıldırım hızındaki cevabı ajanslara şöyle yansıyor: "Aziz Yıldırım bir kaç gün içine benden özür dileyecek göreceksiniz."

Gelelim demecin esas patırtıya neden olan kısmına. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan mücadelelerde şampiyon Bursa ile karşılaşan Beşiktaş'ın file bekçisinin maçtaki iki golü şaibeli bir şekilde yediğini söyleyen Yıldırım; Trabzon-FB kupa maçı öncesinde ve Kasımpaşa mücadelesi sonrasında "Aman Fenerbahçe'yi yenin!", "Haydi sıra sizde" gibi mesjaların da Rüştü'den rakip takım futbolcularına bizzat gönderildiğini söylemesi. Şimdilik BJK cephesinden de pek bir ses soluk çıkmıyor, ancak yakıştırmanın adres aldığı kişi, efendiliğiyle tanınan bir futbolcu, Rüştü olunca, insanın aklına da pek yatmıyor.

Kaldı ki Aziz Yıldırım burada bir noktayı atlıyor: Şaibe ya da şike ile temenni arasında bariz bir fark var. Eskiden kulübün kaptanlığını yapan bir insanın böylesi demeçler vermesinin temelinde kişisel olaylar yatabilir, ama işin doğası da burada zaten. İnsan yakın bir arkadaşına en doğal şekilde, içinden geldiği gibi mesaj da atar, temennisini de dile getirir. Burada esas irdelenmesi gereken iki nokta, bu mesajların iletildiğine dair bilgi Yıldırım'a nereden ulaştı ve bu mesajlar neden basına malzeme edilecek kadar değerli bulundu?

Durumun özetlersek: Aziz Yıldırım gündemi sarsacak bir açıklama yapmadı belki de, kaçan şampiyonulktan, şanssızlıklardan dem vurdu, ikincilik kutlaması(!) meselesinin faillerinin bulunması gerektiğini dile getirdi. Ama Gökçek ailesi ve Rüştü hakkındaki beklenmedik çıkışları şunu gösteriyor; Aziz Yıldırım, bu davranışlarıyla, günah keçisi arar bir görüntü çiziyor.