
Son beş yılda Wolfsburg ve Stuttgart'ın birer şampiyonluğu dışında Bundesliga'da ipi göğüsleyen hep Münih ekibi oluyor. Bu sezon onlar için oldukça ilginç geçti. Sezon başında takımın başına gelen Hollandalı teknik adam Van Gaal, kasım ayında gönderilmesi gündemdeyken tazminatının ya da uçak biletinin hesabını yaparken, yarın sezonun üçüncü kupasını almak üzere Madrid'e yol alıyor.
Geçen sezon Wolfsburg'un etkileyici şampiyonluğundan sonra sezonu ikinci tamamlayan Bayern'de Rummenige-Beckenbauer ikilisinin başlattığı revizyon öncelikle Ottmar Hitzfeld'i işinden etti, sonrasında önce Podolski'yi eski takımı Köln'e, Lucio'yu İnter'e, Ze Roberto'yu da Hamburg'a şutladı. İlk yaptıkları ise geçtiğimiz sezon AZ Alkmaar ile Hollanda Ligi'ni kazanan Louis Van Gaal ile anlaşmak oldu. Gelişinden sonra Ivica Olic bedelsiz olarak, Mario Gomez ise 30 milyon euroluk dudak uçuklatan bonservis bedeliyle takıma dahil oldular. Sezonun ilk tartışması da bu yüzden çıkmıştı. Alexander Baumjohann ve Edson Braafhield da ekibe yaz aylarında katıldılar.

8 Ağustos'ta başlayan ligin ilk 3 maçında 2 puan toplayan Bayern, sezona kötü başlıyordu. Transferin neredeyse son gününde Real'den takıma dahil olan Hollandalı Arjen Robben'in gelişi ve ligdeki maçların kazanılmaya başlanması işleri biraz düzeltmişti. Ancak kasım ayının sonuna kadar verilen lig mücadelelerinde bir türlü beklenen istikrarlı skorlar gelmiyordu. 22 Kasım tarihine geldiğimizde 13. hafta mücadeleri oynanıyordu ve Leverkusen'le evinde 1-1 berabere kalan ekip, lig sıralamasında 7. durumdaydı. Şampiyonlar Ligi'nde de Bordeaux'ya her iki maçta da yenilmiş, Juventus'la evinde berabere kalmıştı.
25 Kasım tarihli gazeteler, Van Gaal için bileti çoktan kesmişti. Takımda istenen başarıyı sezon sonunda yakalayamacağına inanların sayısı azımsanmayacak derecedeydi. Ama biraz önce bahsettiğimiz 22 Kasım tarihi Bayern için bu sezon gerçek anlamda bir milattı. Şöyle ki, takım ilk yarının sonuna doğru başlattığı galibiyet serisini öyle bir uzattı ki, ligde ilk puan kaybını Şubat ayında yaşadı. Ki bu 9 seri lig galibiyeti demek, üstelik de iki maçta 5'er, iki maçta 3'er gol atarak! Bu arada, sezon ortasında takımın 3 yıllık golcüsü Toni kiralık olarak Roma'nın yolunu tutmuştu.

Mart ayında aldığı iki lig mağlubiyetine rağmen, yakaladığı iyi ruzgar ve hem kupa yarı finalinde Schalke'yi 1-0'la; hem de Şampiyonlar Ligi'nde Fiorentina'yı 3-2'nin rovanşında Robben'in şahane golüyle, 2-1'le geçmenin mutluluğu takımı pek kötü yönde etkilemedi. Bayern'in esas başarılı olduğu periyod tam da bu aralıktı. Her 3 kulvarda da yoluna tam gaz devam eden ve Robben faktörünü en iyi şekilde kullanan ekip, 3-2'nin rovanşında 2-1 tarifesini, hem de Robben'in yine akıllara ziyan golüyle Man Utd'a uygulayınca yavaş yavaş finalin kapısını aralıyordu.

Ligin son 6 maçından 14 puan çıkarmasını bilen Münih ekibi, 1 Mayıs'ta işi bitirmişti bile. Geçtiğimiz hafta finalde Werder Bremen'i de eleyerek bu sezonu iki kupayla bitirmeyi garantilediler. Garantilediler diyorum, çünkü hala önlerinde sezonun en büyük kapışması var, Lyon sınavı sonrasında yarın Madrid'de Inter'le karşılaşlıp başarılarını 3. kupayla taçlandıracaklar mı orası henüz belirsiz. Yarın hep beraber göreceğiz.
Başarılı ama bir o kadar ilginç bir sezon geçiren Bayern Münih'te şimdilik hem yönetim hem taraftar cephesinde keyifler yerinde. Van Gaal ise sezon sonuna geldiğimizde eski öğrencisiyle ve tercümanıyla polemiklere girebilmenin, 1995'teki başarısını tekrarlayarak Avrupa'nın en iyi teknik direktörü unvanını alabilmenin peşinde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder