22 Şubat 2011 Salı

2011 All-Star Cumartesi gecesi



2011 NBA All-Star Cumartesi gecesi şüphesiz son yıllarda eşi benzeri görülmemiş bir gösteriye sahne oldu. Gece boyunca öyle akıl almaz performanslar gördük ki seyrederken nutkumuz tutuldu. İş, hissettiğimiz heyecanı kelimelere dökmeye geldiğinde ise oldukça zorlandık. Bu muhteşem gece Şutör Yıldızlar yarışmasıyla başladı. Atlanta Hawks'tan Al Horford, Atlanta Dream'in yıldız ismi Coco Miller ve yıllarca Hawks ekibinde forma giyen efsanevi şutör Steve Smith'ten oluşan Atlanta Hawks takımı belirlenen noktalardan şutları en kısa sürede atmayı başararak yarışmayı kazandı.


Atlanta takımı


Stephen Curry

Ardından sıra yetenek yarışmasına geldi. Chris Paul, Stephen Curry, Derrick Rose, John Wall, Russell Westbrook ve Stephen Curry gibi birbirinden iddialı isimlerin yarıştığı zorlu parkuru 28.2 saniye gibi oldukça iyi sayılabilecek bir dereceyle bitiren isim Stephen Curry oldu.


James Jones

Gecenin diğer etkinliği 3 sayı yarışmasıydı. Yarışmada Ray Allen, Paul Pierce, Kevin Durant, Daniel Gibson, James Jones ve Dorell Wright mücadele etti. İlk tur sonunda Ray Allen, Paul Pierce ve James Jones finale kalmayı başardılar. Şampiyonu belirleyecek ikinci turda 20 puan toplayan James Jones yarışmayı kazanan isim oldu.

3 sayı yarışması bittikten sonra sıra gecenin ana yemeğine geldi. Smaç yarışmasına katılacak isimler Blake Griffin, DeMar DeRozan, Serge Ibaka ve JaVale McGee olunca insanın nefesi kesiliyor. Birbirinden ilginç ve yeni smaç hareketini gördüğümüz bu yarışmayı anlatacak kelimeleri maalesef bulamıyorum. Eğer tüm bu izlediklerim bir rüya değilse -evet, değildi- faul çizgisinden uçan bir adam, potanın arkasından aldığı topu bacak arasından geçirip smaç vuran biri, üç topu aynı anda potaya sokan başka biri -rüya devam ediyor sanırım- küçük bir çocuğun kaybolan oyuncağını çemberden ağzıyla alıp smaç vuran birini gördüm! Bunların hemen ardından gördüğüm şey bütün bu izlediklerimin bir rüya olduğunu kanıtladı-yok, bu gerçek olamazdı- Kırmızı formalı bir adam önünde duran arabanın içinden gelen topu, arabanın üstünden atlayarak smaç yaptı!



Nba.com'un yarışmadaki tüm smaçları içeren videosu

http://www.nba.com/video/channels/allstar/2011/02/20/20110219_dunks_recap.nba/?ls=iref:nbahpt1

19 Şubat 2011 Cumartesi

Çaylaklar-İkinci yıl oyuncuları:148-140


MVP: John Wall - 12 sayı 22 asist(rookie challenge rekoru)


Maçın en çok konuşulan olayı:Çoraplar!


James Harden kaydettiği 30 sayı ile ikinci yıl oyuncularının en skorer ismi oldu.


Geceye damgasını vuran çoraplar


John Wall potada asılı kaldı.


Griffin'in smacı sonrası Amar'e Stoudemire'ın verdiği tepki

Gecenin hareketi: Wall-Griffin

Nereye gidiyorsun Carmelo?



Carmelo Anthony'nin sezon başından bu yana kulübü Denver Nuggets'tan ayrılmak istediğini bilmeyen kalmadı. Ancak bu takas dedikoduları öyle bir hal aldı ki her gün başka bir takımla başka opsiyonlar gündeme gelmeye başladı. Adı bir çok kulüple anılan Carmelo'nun 24 Şubat'ta akşamı sona erecek takas dönemi sonrası Denver'da mı kalacağı yoksa başka bir kulübe mi gideceği NBA'in en çok konuşulan konusu haline geldi. Basında yer alan son iddialara göre Nuggets yönetimi şu anda Knicks,Lakers,Bulls,Mavericks ve Rockets takımlarıyla temas halinde. Öte yandan Carmelo-New Jersey Nets söylentileri yeniden alevlenmiş durumda. Buna karşılık yıldız oyuncu geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada kimseyle görüşmediğini ve şu an için oyununa konstantre olmaya çalıştığını belirtti. Takas döneminin bitmesine sayılı günler kala Carmelo Anthony'nin bavullarını toplamış halde uçağa binerken çekilmiş görüntüsü transfer dedikodularının simgesi haline geldi.

10 Şubat 2011 Perşembe

Avustralya Açık (6.gün-Final)



Erkekler 7.gün:Wawrinka'nın yükselişi
Erkekler 7. gün programının en çekişmeli karşılaşması, 19 numaralı seri başı Stanislas Wawrinka'nın 8 numaralı seri başı Andy Roddick'i 3-0 set sonucunda yendiği maç oldu. Turnuvaya oldukça hazır geldiği görülen İsviçreli raketin, Roddick'i 6-3,6-4,6-4 ile geçmesi sürpriz sayılabilecek bir sonuç olsa da Amerikalı raketin geçen sene burada oynadığı çeyrek final sonrası geride kalan 3 Grand Slam'de elde ettiği en büyük başarının 4.tur olması, kariyerinde büyük bir düşüş yaşadığını gözler önüne seriyor. İsviçreli raket Roger Federer, İspanyol rakibi Tommy Robredo'yu 6-3,3-6,6-3,6-2 ile geçerken, 3 numaralı seri başı Djokovic de İspanyol rakibi Nicolas Almagro'yu zorlanmadan 3-0 ile mağlup etmeyi başardı. Günün belki de en merakla beklenen karşılaşmalarından biri olan Berdych-Verdasco mücadelesinde ise kazanan taraf 6-4,6-2,6-3'lük setler sonucu 6 numaralı seri başı Thomas Berdych oldu.



Erkekler 8.gün:Dolgopolov!
Avustralya Açık'ta raketler çeyrek finale bir bir adlarını yazdırırken 8. günde oynanan karşılaşmalar tenisseverleri bir hayli mutlu etti. Turnuvanın 1 numaralı seri başı Nadal, Hırvat rakibi Cilic', 3-0 ile geçti. Programın en keyifli maçı ise şüphesiz Soderling ile Ukraynalı rakibi Dolgopolov arasındaki mücadeleydi. Katıldığı ilk Avustralya Açık turnuvasında 4. turda Soderling ile karşılaşan 88 doğumlu genç raket rakibine ilk seti 1-6 kaybetmesine karşın mücadele azminden hiç bir şey kaybetmeyerek sonraki setler, 6-3 ve 6-1 almasını bildi. 4. set ise tam anlamıyla bir psikolojik savaşa dönüştü. Özellikle setin son bölümüne doğru kritik puanlar alan İsveçli seti 6-4 aldı. Maçın galibini belirleyecek 5.set gösterdi ki psikolojik harbi kazanan İsveçli fizik olarak neredeyse bitmiş bir haldeydi. Dolgopolov ise oldukça kendinden emin gözüküyordu. Fiziki olarak daha iyi görünen Ukraynalı raket seti 6-2 alarak adını çeyrek finale yazdırdı. Turnuva boyunca oldukça formda gözüken Murray ise 11 numaralı seri başı Melzer karşısında 3-0'lık rahat bir galibiyet aldı. Günün son maçında ise attığı inanılmaz servislerle ilgi bir anda turnuvanın kahramanına dönüşen genç raket Raonic-Ferrer ile karşılaştı. İlk seti kaybeden İspanyol raket daha sonra toparlanarak karşılaşmadan 3-1 galip ayrılmasını bildi.



Erkekler 9. gün:Backhand savaşları
Çeyrek final ilk karşılaşmasında Djokovic, Çek rakibi Berdych'i 3-0 mağlup etmeyi başardı. Sonucunu tie-break'in belirlediği ikinci set dışında oyunun hakimiyeti Sırp raket Novak Djokovic'in elindeydi. Mental anlamda ciddi bir gelişme kaydettiği belli olan raket adını kolayca yarı final yazdırmasını bildi. Günün ikinci karşılaşması ise iki İsviçreli raketin mücadelesiydi. Bir tarafta turnuvanın 2 numaralı seri başı Federer, diğer tarafta oynadığı oyunla büyük beğeni toplayan Wawrinka. Wawrinka'nın harika bir hazırlık dönemi geçirdiği, hem servislerinde hem de oyun planlarında büyük değişiklikler yaptığı turnuva boyunca konuşuldu. Ancak rakip Federer ve oynanacak karşılaşma da çeyrek final olunca iş farklı bir boyuta taşındı. Maç öncesi yorumlarda, Wawrinka'nın Federer karşısında şansı olduğunu, bu karşılaşmanın Federer açısından çok zor geçeceği ve galibin 5. sette belli olacağını öngörenler büyük bir çoğunluğu oluşturuyordu. Karşılaşma öncesi en çok konuşulan konu ise hangi oyuncunun backhandinin daha iyi olduğuydu. Zira Wawrinka da Federer gibi bir tek el backhand oyuncusuydu. Bir takım uzmanlar Wawrinka'nın özellikle dönemdeki çıkışıyla beraber backhandinin de en yüksek noktaya ulaştığını belirtiyorlardı. Maça Federer inanılmaz bir tempoda başladı. İlk dakikadan itibaren yüksek konsantrasyonla oynayan İsviçreli'nin oyununa, rakibinin servislerini kırmanın verdiği moral de eklenince ilk set 29 dakikada 6-1 bitti. Tenisseverler çekişmeli geçmesi beklenen mücadelenin ilk setindeki bu durum karşısında adeta şok oldu. İkinci set tam anlamıyla maçın kırılma anlamıydı. İkinci sette Wawrinka'nın oyuna geri dönmesi beklenirken tam tersi oldu. Kontrolü bir an olsun elinden kaybetmeyen Federer, yüksek yüzdeyle attığı servisleri ve file önündeki etkili oyunuyla ikinci seti 6-3 aldı. Servislerinde sorun yaşayan ve kafa olarak maçtan her dakika daha da uzaklaşan Wawrinka üçüncü sette de oyuna ortak olamayınca seti 6-3 kaybederek turnuvaya veda etti.



Erkekler 10.gün:Nadal'ın dramatik vedası
10. güne damgasını vuran olay şüphesiz rakibine 3-0 yenilen turnuvanın 1 numaralı seri başı Nadal'ın vedası oldu. Aslında bu sonuç iki şekilde değerlendirilmeli. Zira bazı tenis uzmanları yergide de övmede de her zaman abartıya kaçtığı için sağlıklı değerlendirmeler yapamıyorlar. Öncelikle Ferrer'i oyunundan ve azminden dolayı tebrik etmek gerekir. Buraya gelene kadar bir çok karşılşamada geriye düşse dahi asla pes etmedi. Savaşçı ruhunun yanı sıra tam anlamıyla bir beyefendi. Tenis kamuoyunda centilmenlik sıralaması yapsalar listenin başlarında olacağı şüphesiz. Nadal' tarafına gelecek olursak turnuva öncesi geçirdiği ağır gripten tam anlamıyla kurtulamamış olacak ki maçlarını kazanmayı başarsa da hastalığının onu etkilediği açıkça görülüyordu. Ferrer karşısında maça iyi başlayamayan yıldızın aşırı terlemesi kortta kendini iyi hissetmediğini ortaya koyuyordu. T-shirt değiştirerek bu duruma çare arayan Nadal, Ferrer'in yüksek temposu karşısında elinden geldiğince savaşmaya çalıştı. Ancak bacağındaki sakatlık sebebiyle iki kere tıbbi mola alan ve oyunun büyük bölümünü bandajlı ayağıyla oynayan Nadal için işler hiç de iyi gitmiyordu. Aşırı su kaybeden ve sakatlığı sebebiyle hareketlerini kısıtlamak zorunda kalan Nadal oyundan çekilmemek için büyük çaba sarfetti. Maç öyle bir noktaya geldi ki Ferrer aldığı sayılar karşısında sevinemez oldu. Bir tarafta savaşçı ruhunun sınırlarını bir çok tenisçinin yapmayacağı gibi zorlayarak ayakta duran Nadal, diğer tarafta oynadığı iyi oyunlarında bile sevinemeyen ve ne yapacağını şaşıran Ferrer. Üçüncü sette Nadal'ın ağrıları artınca oyun tamamen Ferrer'e döndü. Böylece 7 numaralı seri başı ismini yarı finale yazdıran isim oldu. Nadal maç sonu verdiği röportajda sakatlığı nedeniyle maçtan çekilmeyi sevmediğini, bu günkü yenilgisinin sakatlığına bağlanmamasını, böyle bir görüntü yaratılmaması gerektiğini söyledi. Diğer çeyrek final mücadelesi ise 5 numaralı seri başı Murray ile Dolgopolov arasında oynand. Çeyrek finale gelerek büyük bir başarıya imza atan genç yıldız Dolgopolov, Britanyalı rakibi karşısında iyi bir mücadele sergilese de önemli anlarda yaptığı kritik hatalar ve tecrübe eksikliği sebebiyle karşılaşmadan 3-1 yenik ayrıldı.



Erkekler 11.gün:Djokovic'in zaferi
Erkekler 11. günde tek karşılaşma Djokovic-Federer mücadelesiydi. İlk dakikadan itibaren müthiş bir çekişmeye sahne olan maçın ilk setinde Federer iyi mücadele etse de kritik anlardaki puan kayıpları ve servislerde yaşadığı sıkıntılar sebebiyle oyunun hakimiyetini eline alamadı. Djokovic ise baştan beri soğukkanlı bir şekilde oynarken rakibine zor anlar yaşattı. İlk seti almanın verdiği moralle ikinci sete daha istekli başlaması beklenen Djokovic herkesi yanıltarak Federer karşısında zor anlar yaşadı. 2-0 geriye düşmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilen İsviçreli raket rakibini sallamayı başarsa da yıkmayı başaramadı. Stres dolu ikinci seti de alan Sırp raket maç sonu röportajında dediği gibi uzun bir süredir oynadığı en iyi oyunlardan birini sergiliyordu. Üçüncü sette servislerine odaklanan Djokovic'in oyunu İsviçreli raketi mental anlamda oldukça zorladı. Yaptığı basit hatalar sonucunda oyundan düşen İsviçrelinin sinirli şekilde havaya vurduğu backhand vuruşları artık maçın diğer tarafa dönemesinin ne kadar da zor olduğunu gösteriyordu. Üçüncü seti de alan Sırp raket final biletini cebine koymuş oldu.



Erkekler 12.gün:Murray'nin final yolculuğu
Yarı finalin bir diğer karşılaşması Ferrer ve Murray arasında oynandı. Karşılaşma öncesi tenis kamuoyu yine ikiye bölünmüştü. Murray'nin Grand Slam hayali malumunuz. Turnuvadan Federer ve Nadal da elenince tüm gözler Murray'e çevrilmiş durumdaydı. Diğer tarafta ise çok iyi bir turnuva geçiren Ferrer'in Murray karşısında şansı olduğu iddiaları vardı. Maça daha iyi başlayan taraf İspanyol raket Ferrer oldu. İlk seti 6-4 alan Ferrer, bu oyununu ikinci sette de sürdürmek zorundaydı. Karşılaşmaya daha geç ısınan Murray ikinci sette çok iyi bir oyun ortaya koydu ve seti tie-break ile almayı başardı. Üçüncü sette ise oyuna tam anlamıyla ağırlığını koyan Britanyalı raket seti 6-1 ile geçerek final rüyasına bir adım daha yaklaştı. Üçüncü sette maça tekrar ortak olmaya çalışan Ferrer, Murray'e zor anlar yaşatsa da Britanyalı son seti de alarak finalde Djokovic'in rakibi oluyordu.



Final:Djokovic'in 2.Grand Slam'i
Bir Grand Slam finali ve ekranda Federer-Nadal isimlerini görmüyoruz. Sizce de bir gariplik yok mu? Son döneme damga vuran Federer-Nadal ikilisinin olmadığı bir Grand Slam'i izlemek nasıl olacak? Murray sonunda gece rüyalarına giren Grand Slam şampiyonluğunu alabilecek mi? Djokovic 2008'deki başarısını tekrarlayabilecek mi? Çok fazla soru oldu değil mi? Evet, haklsınız. Ancak final maçı tam da bu sorular eşliğinde beklendi.
Final mücadelesine hızlı başlayan taraf Djokovic oldu. Sırp raket maçın kontrolünü baştan eline alması gerektiğini çok iyi biliyordu. İlk seti 6-4 alması henüz bir şey ifade etmiyordu. Şüphesiz tüm tenisseverler Murray'nin buna ne cevap vereceiğini merak ediyorlardı. Ancak Murray oyundan gittikçe düşüyor,yaptığı basit hatalarla hayranlarını yine üzüyordu. Djokovic'in özellikle ikinci servislerindeki yüksek yüzdesi onu bir adım daha öne çıkaran etken oldu. Üstünlüğü rakibine bir an olsun kaptırmayan Djokovic, Murray'nin oyuna bir türlü girememesine sebep oldu. Mental anlamda belki de hiç olmadığı kadar rahat gözüken Sırp raket diğer setleri de 6-2,6-3 alarak hem ikinci Grand Slam zaferine imza atıyor hem de rakibinin hayallerini bir başka bahara bırakıyordu...



Kadınlar 7.gün:Kadınlarda en uzun Grand Slam mücadelesi-4 saat 44 dakika
Tek kadınlar 7.gün programı şüphesiz turnuvanın en hareketli gününe sahne oldu. Bir çok favori 4.turda Avustraşya Açık'a veda etmek zorunda kaldı. Ancak bunlardan da öte 4 saat 44 dakika süren tarihi bir karşılaşmaya sahne olan Kuznetsova-Schiavone mücadelesiydi ki anlatmaya kelimeler yetmez. Bu maça gelmeden önce günün kısa bir değerlendirmesini yapacak olursak, günün ilk maçında turnuvanın 1 numaralı seri başı Wozniacki, son dönemde ciddi bir çıkış yakalayan Letonyalı rakibi Sevastova'yı 2-0 ile rahat geçti. Ardından günün merakla beklenen karşılaşmasında Petkovic ile Sharapova karşılaştı. Sharapova'nın geçirdiği ciddi sakatlık sonrası oyununun ne seviyede olduğunu en iyi şekilde test edileceği yer olan Avustralya Açık'ta geçtiğimiz yıl müthiş bir çıkış yakalayan Petkovic karşısında ne yapacağı otoriteleri ikiye bölmüştü. Bir kısım Petkovic'in oyununun gittikçe ilerlediğini ve artık Sharapova düzeyinde bir oyuncuyu yenebileceğini söylerken, diğer kesim ise Rus raketin hırsı ve azmiyle bu maçtan galip ayrılacağını söylüyordu. Maçın kritik puanlarında çok iyi puanlar çıkartan ve sakin kalmayı başaran Petkovic rakibini 2-0 ile geçerek gözünün yükseklerde olduğunu bir kez daha gösterdi. Ni La ve Azarenka mücadelesi de otoriteler arasında ayırıma yol açan bir diğer karşılaşmaydı. Azarenka'nın artık daha yüksekleri hedeflediği ortadaydı. Ancak Çinli raketin son dönemlerde ciddi bir istikrar yakalamış olması ve turnuvadaki maçlarını rahat kazanması onu gizli favorilerden biri haline getirmişti. Nitekim Çinli raket Azarenka karşısında çok rahat bir oyun ortaya koyarak karşılaşmadan 2-0 galip ayrılıyor ve kendine güvenenleri mahçup etmiyordu. Günün son maçına çıkacak olan Schiavone&Kuznetsova mücadelesi ise tarihe Grand Slam'lerde oynanmış en uzun kadınlar maçı olarak geçecek ve karşılaşmayı izleyen tenisseverlere harika bir anı olarak kalacaktı. İlk seti 6-4 alan İtalyan raket, kuşkusuz ikinci sette olacaklardan habersiz şekilde kenara geldiğinde henüz 'maçın' başlamamış olduğunu bilemezdi herhalde. Zira ikinci sette Kuznetsova'nın agresif oyunu karşısında bir hayli zorlanan Schiavone servislerini kırdırarak seti 6-1 kaybettiğinde her şey bir an tersine dönmüş gibi gözükse de inatçı İtalya'nın diyece tüm bunlara diyecek bir sözü vardı. Nitekim üçüncü set eşine az rastlanır bir mücadele ortaya koyan iki raketten galip ayrılan taraf seti 16-14 alan Schiavone olacaktı. Burada 'mücadele' kavramına ayrı bir parantez açmaka gerekir. Çünkü 16-14'lük bu set boyunca iki raket de sürekli olarak savaştı. 180 dakika süren son sete rağmen maçta toplam 8 ace sayısının olması cidden şaşırtıcı. İki tenisçi de sürekli koştu,koştu,koştu...Bu yüzden, bu harika tenis resitalini bize izlettiren iki tenisçiye de buradan alkışlarımızı yollamayı bir borç biliriz.



Kadınlar 8.gün:Kvitova'nın yükselişi
Kadınlar 8.gün fırtına gibi geçen 7. günün ardından sürprizsiz ancak izlemesi keyif veren mücadelelerle geçti. Günün ilk maçında turnuvanın favorilerinden Clijsters, son dönem performansıyla üst sıralara çıkmayı hedefleyen Makarova'yı ilk setini tie-break ile aldığı maçı 2-0 ile kazanarak yoluna devam etti. Günün ikinci maçında 25 numaralı seri başı Kvitova, tecrübeli rakibi Pennetta'yı 2-1 ile mağlup ederek kendisine güvenenleri yine haklı çıkarmayı başardı. Oyununa yeni silahlar ekleyip, mental anlamda kendini geliştirirse kendisinden şampiyonluk haberleri almamız yakındır. Tur boyunca kadınlarda en iyi tenisi oynayanlardan biri olan Zvonareva, Çek rakibi Benesova'yı 2-0 ile geçerken, 12 numaralı seri başı Radwanska da rakibi Peng'i 2-1 ile geçerek adını çeyrek finale yazdırmayı başardı.



Kadınlar 9.gün:Na Li hızla ilerliyor
Çeyrek finallerin ilk gününde Wozniacki-Schiavone karşılaşması için akıllarda ciddi bir soru işareti vardı. Zira İtalyan raketi bir önceki turda 4 saat 44 dakikalık mücadele sonrasında bitme noktasına gelmişti. Herkes Caroline'in çok rahat bir maç kazanacağını düşünüyordu. Bir tarafın bu denli favori gösterilmesi ve karşı tarafta azmin simgesi haline gelmiş Schiavone'nin oluşu maçı garip bir gizeme bürüyordu. Karşılaşmaya beklenenin aksine İtalyan raket daha iyi başladı. Agresif oyununu vücudu el verdiğince oynamaya çalışan Schiavone ilk seti de 6-3 alıyordu. Ancak ikinci setle beraber kendine gelen Wozniacki rakibinin süre ilerledikçe fizik olarak geriye düşmesini de fırsat bilerek bir vites yukarı çıkınca setten galip ayrılan taraf oldu. Üçüncü sette iyice yorulan İtalyan raket terinin son damlasına kadar savaşsa da ilk bölümdeki durgunluğu üzerinden atan Danimarkalı raket oyun temposunu bularak ikinci seti de 6-3 aldı ve adını yarı finale yazdırdı. Diğer çeyrek final mücadelesinde 9 numaralı Çinli raket Na Li, Alman rakibi Petkovic'i 2-0 ile rahatça geçerek bir kez daha turnuvanın favorilerinden biri olduğunu gösterdi. Na Li bu çıkışını sürdürür ve bunda belirli bir istikrar yakalarsa artık Grand Slam'lerde ismini daha sık duyacağımız bir isim olabilir.



Kadınlar 10.gün:Clijsters yoluna devam ediyor
10.günün ilk karşılaşmasında Polonyalı raket Radwanska ile 3 numaralı seri başı Belçikalı raket Clijsters karşılaştı. Çeyrek finale kalan Polonyalı raketin Clijsters karşısında neler yapacağı, ona ne kadar direneceği maç öncesi çok konuşuldu. Mutlak favori olarak maça çıkan Belçikalı raketin 12 numaralı seri başı karşısında çok dikkatli davranması gerekiyordu. Zira gelecek turlar adına hem enerji saklamak hem de çok az hata yapmak zorundaydı. Radwanska'nın mücadeleci yapısı Belçikalı rakete zor anlar yaşatabilirdi. Karşılaşma başlar başlamaz, işleri sıkı tutan Belçikalı raket rakibinin servislerini erkenden kırınca oldukça rahatladı. İkinci sette ise daha istekli ve agresif bir Radwanska vardı. Clijsters'in hatalarını iyi değerlendiren Polonyalı raket seti tie-break'e götürse de mağlubiyetten kurtulamadı. Günün diğer maçında turnuvanın en büyük favorilerinden Zvonareva ile turnuvanın parlayan yıldızı Kvitova karşı karşıya geldiler. Kvitova karşısında mutlak favori olarak gösterilen Rus raket maça son derece hızlı başladı. Kırılma anlarında tecrübesini konuşturan Zvonareva, karşılaşmanın kontrolünü ele geçirince rakibine çok az sayı izni verdi. İkinci sette oyuna bir an için denge gelse de Kvitova üst üste yaptığı basit hatalarla üstünlüğü yine rakibine verince Rus raket 2-0 ile maçı kazanan taraf oldu.



Kadınlar 11.gün:Heyecan fırtınası
Tek kadınlarda yarı final eşleşmeleri tam anlamıyla bir heyecan fırtınasına sahne oldu. İlk maç Wozniacki ile Na Li arasında gerçekleşti. 1 numaralı seri başının turnuvanın en iyi oynayan oyuncularından biri olan Na Li karşısında ne yapacağı merakla bekleniyordu. Maça hızlı başlayan Danimarkalı raket bir an önce kontrolün kendi tarafına geçmesini sağlıyordu. Özellikle ikinci servis puanlarında sorun yaşayan rakibine karşı agresif oynayan Caroline ilk seti aldı. İkinci set ise tam anlamıyla dengede geçti. Çok sık basit hata yapan Çinli raket bu durumdan kurtulmak için çok fazla mücadele etti. Setin sonlarına doğru daha derli toplu bir yapıa kavuşan Na Li seti 7-5 ile alarak maçı son sete taşıdı. Yakaladığı servis kırma şanslarını çok iyi değerlendiren 9 numaralı seri başı rakibini baskı altında tutmayı başardı. File önünden çıkardığı puanlarla bir anda momentumu ele geçiren raket seti 6-3 ile alarak adını finale yazdırdı. Günün ikinci mücadelesinde turnuvanın iki en büyük favorisi karşılaştı. Clijsters-Zvonareva eşleşmesi adeta erken final olarak değerlendiriliyordu. Maça hızlı başlayan taraf Belçikalı raket oldu. Servis kırma şanslarını iyi değerlendiren ve etkili servis kullanan Clijsters, Rus rakibi karşısında beklenenden daha rahat bir şekilde ilk seti aldı. Zvonareva özellikle ikinci servislerinde yaşadığı sıkıntı ve kritik noktalardaki basit hatalarıyla oyuna bir türlü giremedi. File önüne gelmekten çekinmeyen Clijsters buradan da oldukça önemli puanlar çıkardı. Baskılı oyunu ile rakibini yıldırmayı başaran Clijsters ikinci seti de zorlanmadan kazanarak finalde Na Li'nin rakibi oldu.



Final: Aussie Kim!
Avustralya Açık finali adına yaraşır şekilde keyifli ve ilklerin yaşandığı bir karşılaşma oldu. Geçen yıl burada yarı final oynayan Na Li ve burada hiç şampiyon olamamasına rağmen seyirciler tarafından Aussie Kim olarak çağırılan Clijsters mücadelesinde rakibi 2-1 yenen Belçikalı raket buradaki ilk Grand Slam zaferine ulaştı. Final öncesinde Na Li'nin konsantre olup, daha az basit hata yapan taraf olursa Clijsters karşısında ciddi bir şansı olduğu konuşuluyordu. Karşılaşmaya oldukça hızlı başlayan Na Li maç öncesi tahminleri doğru çıkarırcasına kendinden emin oynuyordu. Rakibinin oyuna dahil olmasına izin vermeyecek şekilde agresif oynuyordu Çinli raket. İkinci sette ise tam anlmayıla rüzgar tersine döndü. Çinli raket servislerinde sıkıntı yaşıyor, Belçikalı rakibine ekstra moral veriyordu. Clijsters bu moralle daha etkili servisler kullanınca Na Li de oldukça fazla basit haya yapmaya başladı. İkinci setin kopma anlarında vites yükselten 3 numaralı seri başı seti alarak maçı son sete taşıdı. Üçüncü sette normal oyunundan gittikçe uzaklaşan ve bir hayli gerilen Na Li, Belçikalı raketin baskılı oyununa cevap veremeyince ilk defa oynadığı Grand Slam finalinde mağlup olan taraf oldu. Özellikle üçüncü setteki agresif oyunuyla büyük beğeni toplayan Clijsters ise ilk Avustralya Açık zaferini kazanmış oldu. O artık gerçek bir Aussie Kim!



Kim Clijsters



Novak Djokovic



Gisela Dulka&Flavia Pennetta



Bob&Mike Bryan

F1 2011 araçları


Ferrari 150th Italia


Williams FW33


Lotus T128


Sauber C30


Renault R31


Red Bull RB7


Torro Rosso STR6


Mercedes MPG W02


McLaren MP4-26


Virgin MVR-02


Hispania Racing F111


Force India VJM04

1 Şubat 2011 Salı

Torres Chelsea'de!



Fernando José Torres Sanz, İspanyolların gözde forveti ara transfer döneminin son gününde Chelsea'ye imzayı attı. Yaklaşık dört sezon önce Rafa Benitez yönetimindeki kadroya dahil olan sayısız İspanyoldan en çok ses getireniydi şüphesiz. Merseyside'da işler onun için iyi gitti denebilir, zira 123 maçta 72 gol gibi güzel bir istatistiğe sahip.

Torres'in Liverpool macerasında en çok başını ağrıtan sezon bu sezon olmuştu şüphesiz. Benitez'in her ne kadar önceden belli olsa da apar topar denebilecek gidişi her iki tarafa da yaramadı. Benitez'in Inter macerası Aralık ayını göremedi, Liverpool, selefi Dalglish'in yönetiminde 10 mağlubiyetle lig cetvelinde 7. sırada. Yani geçen yıl ligi bitirdikleri yerdeler ve performansları da bir aşağı bir yukarı seyreder vaziyette.

Transferde Liverpool'un bu sezonki kadrosunun yetersizliğinden bıkan Torres'in gitmek istemesi etkili olmuş gibi görünüyor. Ancak unutulmaması gereken bir diğer faktör de, oyuncu transferleri konusunda neredeyse hastalık derecesinde takıntılara sahip olan Chelsea patronu Abramovich. Tıpkı Ashley Cole transferindeki kararlılığında gördüğümüz gibi; Torres'in deyim yerindeyse doğup büyüdüğü takım Atletico Madrid'den ayrılacağı kesinleştiği sezon, Rus milyarder şimdiki teklifin belki de çok daha üzerinde bir meblağ teklif etmiş, ancak genç forvet o dönemde Benitez'in kadrosunu tercih etmişti.

Chelsea, İspanyol forvet için 58 milyon €'luk uçuk bir bonservis bedeli ödeyecek. Buna haftalık 175 bin pound maaşı da eklersek 5.5 yıllık Torres kontratının toplam maliyeti 95 milyon €'ya yaklaşıyor. En son Cristiano Ronaldo'nun Real Madrid'e transferiyle kızışan oyuncu bonservis piyasasında bu yıl başında Man City dışında pek uçuk teklifler görmemiştik. Anlaşılan Abramovich 4-5 sezon önce yaptığı spektaküler transferlere bu sezon da kaldığı yerden devam etmek niyetinde. Ki üstteki hesapla dünyanın en pahalı 10 transferi arasında kafadan girebilecek bu hamleyle niyetinin ne kadar gerçekçi olduğunu gösteriyor.

Liverpool'da Dalglish boş durmuyor. Torres'i sattıkları saatlerde iki oyuncuyla anlaştıklarını duyurdular: 24'lük Urugaylı forvet Luis Suarez ve 21'lik İngiliz forvet Andy Caroll. İki oyuncunun transferine ödenen yaklaşık 70 milyon € bedel ise Liverpool taraflarında kazanın şimdiden kaynamasına yetti. Taraftar eski başarılarından uzak olan takımlarının bu kadar büyük bedellerle transferler yapmasını şaşkınlıkla karşılıyor. Ancak tecrübeli teknik direktör Dalglish bulundukları konumdan daha yukarı çıkmalarının tek yolunun kaliteli forvetlerle yola devam etmek olduğunun bilincinde ve doğru hamleleri yapma peşinde görünüyor. Suarez'den beklentiler yüksek, ancak Hollanda'ya göre çok daha üst düzey bir futbolun oynandığı Ada'da bu beklentileri karşılayıp karşılayamayacağı da soru işareti.


Sabreden derviş muradına erdi gibi. Chelsea yıllardır kadrosunda görmek istediği Torres'i sonunda renklerine kattı. Mavi formayla ilk maçını eski takımına karşı oynayacak olması da Türk dizilerine taş çıkaracak entrikaları akla getiriyor. Drogba'nın kariyerinin sonlarına yaklaştığı bu dönemde bakalım İspanyol forvet Chelsea'nin ihtiyaçlarına cevap verebilecek mi? 15 yaşından beri milli takım forması giyen, son dünya şampiyonu kadroda yer alan, 4 yıldır ligde top koşturan oyuncunun kalitesinden -en azından şimdilik- kimse şüphe etmiyor olsa gerek.


30 Ocak 2011 Pazar

Ümit Özat Adam Döverse..

Bu hafta oynanan Manisaspor-Ankaragücü Sportoto Süper Lig Mücadelesi'nde yaşanmaması gereken olaylar kameralara yansıdı ve Ankaragücü teknik direktörü Ümit Özat maç esnasında üzerine yürüyen bir Ankaragücü seyircisini deyim yerindeyse nakavt etti.


Geçtiğimiz sezonlarda genelde Futbolcu-Teknik direktör arası yaşanan fiziki müdahaleleri izliyorduk. Bugün karşılaşılan manzara aslında bunun biraz dışında. Taraflara kulak verildiğinde, tartışmanın büyümesinde yine hiçbir inisiyatif kullanmayan Ankaragücü Yönetimi'nin etkisi olduğu anlaşılıyor.

Ancak taraftarların yanlışa düştükleri nokta, son birkaç sezondur yaptıklarıyla ve demeçleriyle hemen hemen tüm kamuoyunu rahatsız eden Gökçek familyasıyla Ümit Özat arasında sezon ortasına gelene kadar yaşanan gerilimlerde hep yanlış tarafı tutmaları. Ümit Özat haftalardır ıslıklanıyor ve bu taraftar tarafından bizzat küfür yiyordu. Ne kulüp yönetimi bir aklıselim çağrısında bulundu, ne de federasyon konuya bir yaptırımla çözüm bulmayı deneyip küfür eden taraftarları stat dışına itme konusunda bir çaba gösterdi.

Madalyonun diğer yüzünde de yaşanan tüm bu olumsuzlukların tetiklemiş olması muhtemel teknik direktör Özat'ın her ne olursa olsun sükunetini koruyamamış olması da etkiliydi. Üzerine koşarak gelen seyirciyi yumrukladıktan sonra sinirle ve hırsla üzerine yürüyüp kafasına bir darbe daha indirmesi onun da özrünü ne yazık silip atıyor. Direktör mertebesine gelmiş kişiler, yöneticiler daima kamuoyuna örnek davranışlar sergilemeye çaba harcamalı, bu örnekte gördüğümüz gibi tam tersine değil. Nitekim Özat'ın maç sonrası alacaklarını aldığı gün istifa edeceğini söylemesi de iplerin tam anlamıyla koptuğunun bir kanıtı.

Gelinen nokta, bu tarafların kollektif olarak işledikleri ayıbın bir zincirleme reaksiyonu gibi. Tarftar, yönetim hatta Federasyon gerilime kulak verebilseydi bugün kimimizin gülerek, kimimizin dehşetle izlediği bu görüntüler belki de yaşanmayacaktı. Balık baştan kokar atasözünü bir kez daha böylesi bir olayda kullanmak gerekiyor herhalde. Bugün Ümit Özat seyircisini döverse, yarın onun futbolcusu sahada neler yapmaz? Hepimizin bu konuyu düşünmeye ihtiyacı var.