30 Haziran 2010 Çarşamba

Wimbledon günlüğü-5


Tenis aşkı


Hocam ayıp oluyor ama...


İki saniye nefeslenelim,güneş de yakıyor zaten!

29 Haziran 2010 Salı

Dünya Kupası İstatistikleri

40: Hollanda'nın Dünya Kupaları'nda Slovakya karşısında çıktığı maç sonrası ulaştığı maç rakamı. Hollanda'nın galibiyet oranı ise tam %50. Bugüne kadar yaptıkları 40 maçın 20'sini kazanıp 10'undan yenik, 10'undan da berabere ayrılmışlar.


84: Meksika'nın turnuva boyunca maruz kaldığı faul sayısı. Maç başına 21 faul yapıyor ki, oyuncular ülkelerine tek parça halinde döndükleri için sevinmeli!

36: Arjantin'in turnuva boyunca kaleyi bulan şut sayısı. Böl dörde, kaç yaptı?: Maç ortalaması 9. Maradona forvetlerine bal pekmez yediriyor olmalı.


18: Almanya'nın şimdiye kadarki dört maç boyunca düştüğü ofsayt sayısı. Bu dörde bölünemediği için maç ortalamasını söyleyemeyeceğim, matematiğim yetmedi malesef. Ama rekoru ellerinde bulundurduklarını söylemek gerek.



23: Messi'nin 4 maçta çektiği şut sayısı. En çok şut çeken oyuncu olma başarısını gösteriyor. Ama tabii ki şimdilik. Bakalım, çeyrek finalde bu sayı 27, 28 olabilecek mi?

Dünya Kupası Kısa Kısa


İspanya'nın da Portekiz karşısında 1-0'lık galibiyetiyle çeyrek finalistler belli oldu. Paraguay İspanya ile karşılaşacak. Gol krallığının en iddialı ismi David Villa Portekiz'i de boş geçmedi. Bakalım Paraguay karşısında neler yapacaklar?

Arjantin şu ana kadar güzel maçlar çıkardı, ama bu seferki rakibi "biraz" dişli gibi. İngiltere'yi 4-1'le geçip evine gönderen panzerler Maradona'nın öğrencileriyle karşılaşacak. Çeyrek finallerin en çekişmeli mücadelesi olabilir.

Brezilya kötü başladı, takım eskiden daha kötü dedik, ama geç açıldılar. Dunga'nın süper savunma yapan takımı, grup mücadelelerinin en güel oyununu oynayan Şili'yi bir güzel defans yapıp geçti. Defans yaptı derken, araya da üç tane gol sıkıştırmayı unutmadılar tabi!

Urugay Gana, çeyrek finallerin en zayıf iki ekibinin mücadelesi olarak görülse de, seyir zevki açısından çok şey vaadedebilir. Amerika'yı eleyen Gana çok diri ve formda. Urugay da golcülerinin yeteneğine güveniyor. Güzel bir maç olabilir.

Kısa kısa Vuvuzela nanesine giydirmek boynumuzun borcu.. Vuvuzela, seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım: O nasıl bir alettir, nası bir enstrümandır ki, en zevkli mücadeleyi bile çekilmez kılsın? Senin yüzünden maçları izleyesim gelmiyo, eh maçları izleyemeyince de günlerce blogda yazı giremiyorum. Herşeyin nedeni sensin vuvuzela, beter olasın.

Wimbledon günlüğü-4


Wimbledon havlu odası


Bryan kardeşler sevinirken...


Susadık yahu bir ara verelim...


Ben yendim,ben yendim işte! Venus'ü yendim:)


Oldu mu şimdi Kournikova?


Güneşli bir Wimbledon sabahı...

28 Haziran 2010 Pazartesi

Wimbledon günlüğü-3


Yapılacak çok iş var bugün...


Bu servisi karşılayacak var mı? -Errani


Sayı bende!-Azarenka


Serena-Abla,taktik değiştirelim.
Venus-Tamam,baseline sende...

25 Haziran 2010 Cuma

Wimbledon günlüğü-2


Tahmin edin bu kim? İpucu:Çizgi gibi sıralanmış su şişeleri,sağ koldaki siyah saat...Evet,Nadal.


Ioana Olaru servisini atmadan önce...

11 saat 05 dakika.Tenis tarihinin en uzun karşılaşması.Son set 70-68 bitti.Isner 112 ace ile bir maçta en fazla ace atma rekoru kırdı...


Kraliçe II.Elizabeth:Aralarında en çok seni seviyorum.Yine sen şampiyon ol Roger!
Federer:Siz hiç merak etmeyin...


İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth 33 yıl sonra ilk kez Wimbledon'a gelirse...


Andy Murray,Kraliçe'nin önünde hata yapmaktan korktu!


Maç bitiminde saygıyla eğildi...Bu ne sevgi Murray!

FedEx'in şakası yok...!

23 Haziran 2010 Çarşamba

Wimbledon günlüğü-1


Sezonun 3.Grand Slam'ı olan Wimbledon 21 Haziran itibarİyle başladı.İşte turnuvadan müthiş kareler...


Harika. -Wimbledon



Büyüleyici-Federer


Hayde bre!!!-Tsonga



Bu kız da iş var...-Larcher De Brito


Sıra geldi Wimbledon'a-Federer


Servis nasıl atılır?Böyle!-Radwanska


Kalk ayağa kalk!Turnuvanın başı daha...-Murray


Çizgi mi değil mi?Bilemedim.-Cirstea


Doğru return örneği-Kirilenko

22 Haziran 2010 Salı

Fransızların Laneti



Fransa Milli Takımı'ndan kimse mücize beklemiyordu. Ancak kimse işlerin bu kadar sarpa saracağını da tahmin etmiyordu. Grupta ilk iki maçta henüz gol atmayı başaramayan ekip Meksika'ya yenildikten sonra deyim yerindeyse takımdaki tüm kirli çamaşırlar ortaya döküldü.

Meksika maçı devre arasında hocası Raymond Domenech'e "o. çocuğu!" (tam cümle şöyle: va te faire enculer, sale fils de pute!) diye bağıran Anelka'nın kamptan kovulması olayların ayyuka çıktığı andı. Devre arasında hocasının oynattığı taktiği beğenmeyen ve eleştiren oyuncuya hocasının sert karşılık vermesi sonucu çıktığı söylenen tartışma, elbette en çok spor medyasınn işine yaradı. Üstteki küfürü manşet yapan L'équipe gazetesi, bununla yetinmeyip, oyuncuların arasındaki çekememezlik ve tartışmaları da bir bir kamuoyuna duyurdu. Tüm bu olanlardan sonra dün oyuncular antrenmana çıkmayı reddedip, Anelka'nın Londra'ya gönderilmesini deyim yerindeyse boykot ettiler.

Takım içerisinde Ribery'nin başı çektiği grup, ağırlığını daima diğer oyunculara da hissettirmek istiyor. Sorun şu ki, diğer oyuncular, özellikle defans oyuncuları bu duruma tepki gösteriyorlar ve takımın içinde bir dedikodu kazanı kaynıyor. Bu duruma tuz biber eken de elbette Raymond Domenech. Fransız teknik adam takım içerisinde neredeyse hiç inisiyatif kullanmıyor, dolayısıyla takımdaki gerilimn farkında ama deyim yerindeyse kılını kıpırdatmıyor.

Şu an yaptıklarını, zaten görevi bırakması kesinleşmiş bir teknik adamın boşvermişliği olarak adlandırmak mümkün. Ama o zaman da fatura Fransız Futbol Federasyonuna kesiliyor. Mart ayında turnuva sonrası Blanc'ın geleceğini anons eden yönetimin, halihazırdaki rezaleti eleştirmesi pek de doğru değil. Domenech'in en büyük hatasına gelirsek, ki yazının ana konusunu oluşturuyor aslında, Domenech'in vizyonsuz kadro ve taktik tercihleri. Henry'i kulübeye hapseden, takıma hücum kimliğini kaybettiren teknik adam, gereksiz 4-3-3 ısrarı, Gignac gibi vasat oyuncuların performansına güvenerek çıktığı maçlar dolayısıya en büyük suçlu olarak görülüyor.

1998'de kupayı müzesine götüren horozlar, 2002'de buna benzer bir tabloyla grup sonuncusu olmuşlardı. 2006'da final oynayan Fransızlar, ne gariptir ki sekiz yıl sonra yine grup sonunculuğuna yakın olan taraf. Tarih tekerrür eder mi, Fransızlar aklını başına devşirip Güney Afrika'yla bugünkü mücadelede birşeyler yapar mı bugün göreceğiz. Tek dileğimiz, artık dillere pelesenk olan dünyalar klişesi, "Ee Zidane olmadan bu kadar!" cümlesi tarihin derinliklerine gömülsün. Bu takımda Platini gibi bir adam da vardı seksenlerde, hatırlayanlara.. Arşivlere bakınız, Platini emekli olduğunda böyle şeyler konuşuluyor muydu?

16 Haziran 2010 Çarşamba

Dünya Kupası günlüğü 5


Yeni Zelanda-Slovakya

F grubunun ikinci mücadelesinde Yeni Zelanda ve Slovakya karşılaştı.Hamsik,Skrtel,Holosko,Stoch gibi bir çok önemli isme sahip Slovakya rakibi karşısında mutlak favori konumundaydı.İki takımın mücadelesi,Dünya Kupası'da şu ana kadar oynanan çoğu maç gibi düşük tempoda başladı.Slovakya'nın bireysel yetenekleri yüksek olan Hamsik ve Weiss ile maçın belli bölümlerinde üstünlük sağlasa da nasıl bir oyun ortaya koyacağı merak edilen Yeni Zelanda takımı müthiş bir mücadele örneği göstererek maça tutundu.Savunma kurgusunu iyi oluşturan ekip,Slovakya'nın ileri uçta pas yapmasına engel oldu.




İkinci yarıya biraz daha hareketli başlayan Slovakya,oyunun başlarında Vittek ile öne geçti.Mağlup durumda olmasına karşın yakaladığı kontrataklarla rakibini zorlayan Yeni Zelanda mücadeleden çekinmeyen yapısıyla takdiri hak ettti.Slovakya'nın 70.dakikadan sonra skoru korumaya yönelik oyunu zaten düşük olan tempoyu iyice aşağılara çekerken sporseverler olarak Oyunun son bölümlerinde Stoch ve Holosko'nun oyuna girmesiyle tempoyu yükseltmeye çalışan Slovakya hiç beklemediği bir sonla karşılaştı.Oyunun son 5 dakikalık bölümünde karşı kaleye sık sık gelen Yeni Zelanda,90+3'te Reidd'in kafa golüyle maçı beraberlikle tamamladı ve rakibinin hayallerini yıktı.



Fildişi Sahili-Portekiz

Karşılaşma öncesi Portekiz'in bir adım daha önde olduğu herkes tarafından kabul gören bir gerçekti.Diğer yandan sahada oynayacak dünya yıldızları hepimizi heyecanlandırıyordu.Ancak hevesimiz kursağımızda kaldı.İki takımın da top oynamaya pek niyeti yoktu.Portekiz'in iki hücum planı vardı.Ya top Ronaldo'ya bir şekilde! Gelecek,o bir şeyler yapacaktı ya da hem topu getirecek hem golü atacaktı.Takımınızda bir çok yıldız isim varsa onları bir arada oynatabileceğiniz sürece iyisinizdir.Bütün takımın tek bir planı olması ve bunu düşük bir tempoda yapmaya çalışması akıl alır şey değil.Fildişi Sahili'nin Drogba'sız on biri,Portekiz'i durdurmak ve oyunu sürekli soğutmak amacındaydı.Bir takımda Gervinho,Kalou,Toure gibi yıldızlar varsa haliyle beklenti de yüksek oluyor.Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi bunlar belirli bir sistem içerisinde oynayan futbolcular vve o kurguya milli takımda yaratamadığınızda işler hiç de iyi gitmiyor.Temposu düşük ilk yarı maçtan bir şey anlamadan geçti.




İkinci yarıda yine umutlandık.Belki oyuncular top oynamaya karar verir de bu 'milyon dolarlık bebekler' futbolseverlere bir şey gösterme lütfunda bulunurlar.Yine olmadı.İki takım da gol yemeyeyim de ne olursa olsun mantığıyla hareket ettiği için bize de vuvuzela senfonisi dinlemek kaldı.Kolunda özel bir aparatla oyuna giren Drogba da oyuna bir hareket kazandıramadı.Umarım bu kontrollü oyun ilk tur maçlarıyla sona erer zira 'ölüm grubundaki' takımların bu mücadeleden kaçan futbol anlayışı hiç yakışı kalmıyor.



Brezilya-Kuzey Kore

Bir tarafta maçın hatta turnuvanın favorisi Brezilya diğer yanda 'kapalı kutu' Kuzey Kore.1966 yılından sonra ilk defa katıldıkları turnuvada neler yapacağı çok merak edilen Asya temsilcisinin ilk maçının Brezilya karşısında olması karşılaşmayı daha da ilginç kılan bir etmendi.Brezilya maça beklenenin aksine oldukça yavaş bir tempoda başladı.Motviasyon eksikliği mi,'ilk maç sendromu' mu bilinmez ama oldukça katı bir savunma anlayışıyla sahaya çıkan Kuzey Kore karşısında pek de etkili değillerdi.Tabii maçın seyir zevkini yükselten Robinho'nun o güzel çalımları için bile izlenirdi ilk yarı,o da ayrı bir konu...



Devre arasında Dunga'dan bir güzel fırça yedikleri her hallerinden belli olan Sambacılar,oyuna çok hızlı başladı.Üst üste geliştirdikleri ataklarla rakip defansı adeta abluka altına aldılar.Maicon'un sıfır diyebileceğimiz bir noktadan yolladığı harika şutu ile öne geçen Brezilya,saldırmaya devam etti.Elano ve Kaka'nın pas trafiğinde başını çektiği ekip,Robinho'nun güzel asisti ve Elano'nun şık golüyle farkı ikiye çıkardı.Oyunun son bölümlerinde tempoyu aşağıya çeken Güney Amerika temsilcisi,beklenmedik bir şekilde hızla kontratağa çıkan Kuzey Kore'den gol yedi.Özellikle ilk yarıdaki mücadelesiyle beğeni toplayan Kuzey Kore'nin bu golü kendilerine puan getirmediyse de ilerisi için bir umut ışığı oldu.



Tenis dünyasından haber turu



Sezonun üçüncü Grand Slam'i Wimbledon öncesi iki haftalık sürenin ilkinde iki ATP ve bir de WTA turnuvası olmak üzere üç turnuva vardı.İki ATP turnuvasından biri Londra'daki Queen's Club diğeri Halle'deki Gerry Weber Açık'tı.İngiltere'deki turnuvada Andy Roddick,Rafael Nadal.Andy Murray gibi önemli isimler yer alırken kupayı finalde Mardy Fish'i 7-6,7-5 yenen ABD'li Sam Querrey aldı.



Almanya Halle'deki Gerry Weber turnuva katılan en önemli iki isim Roger Federer ve Lleyton Hewitt'ti.İki raket de finale kadar rahat bir şekilde geldiler.Finalde rakibini 3-6,7-6 ve 6-4'lük setler sonucu 3-0 yenen Hewitt hem turnuvayı kazanarak Wimbledon öncesi moral buldu hem de Federer'e karşı art arda 15.kez yenilme serisine son verdi.


Kadınlardaki tek turnuva Birmingham'daki WTA turnuvasıydı.Yükselişiyle göz kamaştıran Aravane Rezai yarı finale çıkarak çim kortta da gayet iyi olduğunu gösterdi.Diğer yarı finalist ise Sharapova'ya yenilen Alison Riske oldu.Finalde karşılaşan Na Li ve Maria Sharapova'nın mücadelesinde ise gülen taraf Çinli raket oldu.Rakibini 7-5,6-1'lik setler sonucu mağlup eden Na Li kariyerindeki 3.tekler şampiyonluğuna ulaştı.

Kanada GP:McLaren'in yükselişi


Formula 1'e aşık bir ülke Kanada.Yarış öncesi tüm biletlerin satıldığı haberinin gelmesi belki de çoğu yarışseveri şaşırtmadı.Montreal'deki Gilles Villeneuve pisti gerek yapısı gerek manzarasıyla muazzam bir pist.Daha önce hiç olmadığı kadar konuşulan ve bir o kadar heyecanlı geçen yarış sonrası takımlar Avrupa'daki yarışlar öncesi Kanada'ya geldiler.RedBull takımındaki çekişme,McLaren'lerin çıkışı,Ferrari'nin 800.yarışındaki hüsranı derken Kanada GP mücadelesiyle Formula 1 severleri fazlasıyla memnun etti.

Yarışa sıralama turlarındaki harika performasıyla(sıralama turları sonrasında araçta bir miktar yakıt bulundurma zorunluluğu nedeniyle aracını durdurup tek başına iten Hamilton'ın bu kahramanlığı görülmeye değerdi) aracını ilk sıradan başlayan Hamilton'ın arkasında Webber ve hemen ardında Vettel başladı.Yarışa damgasına vuracak etken ise lastikler oldu.Takımlar normalden farklı olarak çok değişik lastik tercihleri kulllandı.Kimi takımlar çok kısa süre dayanabilen yumuşak lastikleri tercih ederken kimi takımlar ise kuru lastiklerle başladı yarışa.Yumuşak lastiklerin çabuk aşınmasıyla yaşanan pit-stoplar sıralamanın bir çok kez değişmesine sebep oldu.Hatta bir ara Sebastian Buemi yarışta liderliğe(ilk kez) yükseldi.Yarışın şanssız isimlerinden biri de Alman pilot Schumacher'di.13 sıradan yarışa başlayan 'efsane' bir ara 3.sıraya kadar yükseldi.Daha sonra pit-stop yapan Schumi,pit alanından çıktıktan kıs bir süre sonra Kubica'nı aracı ile temas yaşayınca aracın kanadı hasar gördü.Bunun üzerine tekrar pit'e girmek zorunda kalan pilot sıralamada bir hayli geriye düştü.Yarışın sonlarında ise frenleri ve lastikleri bitme noktasına gelen Schumi yarışı puan alamadan bitirdi.Ön sıralarda ise müthiş bir RedBull-McLaren çekişmesi vardı.

Webber ve RedBull'un hatalı pit stop stratejisi onlar adına pahalıya patladı.Lastikleri bitmiş haldeyken uzun bir süre daha aşınmış lastikleriyle giden Webber çok zaman kaybetti.Vettel ise ön sıralarda yer alamamasının verdiği üzüntüyle bir ara takım radyosundan en hızlı tur zamanını sordu.Aklından 'bari en hızlı tur zamanını ben yapayım' fikri geçen Alman yıldıza takım 'aklından bile geçirme'tarzında bir cevap verdi.RedBull'un dayanıklılık sorunlarıMcLaren'ler ise hem F-kanalını araca çok iyi bir şekilde yerleştirmeyle hem de iyi pit-stop stratejileriyle 'dubleyi' hak ettiler.Böylece McLaren, 2000 yılından beri ilk defa üst üste duble yapmış oldu.


Kanada yarışı bir çok önemli rekora da sahne oldu.Yarışı birinci sırada bitiren İngiliz pilot Lewis Hamilton böylece bu sene şampiyonaya liderlik eden 5. isim oldu. Tarihte daha önce böyle bir durum yaşanmaması bu seneki rekabetin boyutunu gözler önüne serdi.Tabii yeni puanlama sisteminin buradaki payı da yadsınamaz.Podyuma çıkan üç pilot Hamilton-Button ve Webber bir başka rekora da imza attılar. 1991'den beri ilk defa podyumda 3 dünya şampiyonu birden yer aldı. 1991'de Phoenix'de yapılan Amerika GP'sinde podyumda Ayrton Senna,Alain Prost ve Nelson Piquet vardı.