Dünya Kupası grup mücadeleleri yavaş yavaş sona eriyor ve takımlar için yaptığımız analizler de bu postla sonlanıyor. Takımlar Güney Afrika'ya nasıl geldiler, kadroları ne alemde kısaca değinelim:

F Grubu'nda mücadele eden takımlardan Paraguay, Güney Amerika Elemelerinde 3. olarak kupa için vize aldı ki bu onların bugüne kadar aldıkları en iyi eleme derecesiydi. Teknik direktör Gerardo Martino'nun öğrencileri turnuvada 30 puan barajını aşarken en önemli başarıları evlerinde verdikleri 7 mücadelenin tümünü kazanmasıydı. Turnuvalarda bugüne kadar hiç iki maç ardarda kazanamamış olmalarından dolayı bu sefer kendi gruplarında iddialı olduklarından dolayı daha iyi bir mücadele vereceklerini düşünüyorlar. Kadrosunda her ne kadar elemelerde çoğu maçı kaçırsa da Roque Santa Cruz gibi iyi bir forvet ve onu asiste eden Nelson Haedo Valdez gibi bir ileri uç oyuncusu olan Latin Amerika temsilcisi, işin atak yönünde pek sıkıntı çekeceğe benzemiyor.

Son şampiyon İtalya, Avrupa elemelerinde 8. grupta mücadele etti ve 7 galibiyet, 3 beraberlikle grupları tamamlarken, sadece 8 gol yedi. Tüm dünyada bilinen klasik savunma anlayışından vazgeçmeyen İtalyanlar bu turnuvada da az gollü ve tedbirli oyun anlayışlarına devam edeceğe benziyorlar. 2006'daki kadroya nazaran savunma güvenliği açısından daha sallanan bir görüntü çizen ekip yine de mümkün olduğunca az hatayla savunma yapma düşüncesine sahip. Bakalım Capitano Cannavaro'nun takımı bu turnuvada nerelere gelecek?

Yeni Zellanda, 1982'de ilk ke katıldığı turnuvaya aradan 28 yıl geçtikten sonra tekrar katılma hakkını elde etti. Okyanusya elemelerindeki rakipleri Solomon Adaları ve Kiwi'yi dize getiren Yeni Zellanda ekibi turnuvaya katılmaya hak kazandı. Gerek tecrübe gerekese kadro kalitesi açısından en zayıf ekiplerden biri olarak gösterilen takımın koçluğunu 1982 Dünya Kupasında Yeni Zellanda milli takımıyla katılan Ricky Herbert yapıyor, ki Okyanusya coğrafyasındaki en tecrübeli teknik adamlardan biri. Defans oyuncusu Ryan Nelsen takımın en bilinen oyuncusu. Nelsen Blackburn Rovers'da mücadele ediyor ve savunmada görev alıyor.

Eski Çekoslovakya ülkesi zamanlarını saymazsak, Slovak takımı Dünya Kupası'nda ilk kez boy gösteriyor. Slovakların bu başarısı pek de tesadüfi değil, zira 1998 Dünya Kupası elemelerinden beri gruplardaki performansını sürekli yükseltiyor. Son elemelerde kendi grubunda birinci olan Slovaklar, Dünya Kupası'na katılma vizesini Polonya'yı 1-0 yenerek cebine koydu. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren Martin Skrtel, Marek Hamsik, Stanislav Sesak ve yakından tanıdığımız Filip Holosko ve Robert Vittek gibi oyuncularıyla Slovakya'nın kupada da iddiasını sürdürdüğünü söyleyebiliriz.

G grubunda Brezilya için pek bir şey demeye gerek yok. Şimdiye kadar gelmiş geçmiş en başarılı Dünya Kupası performansını gösteren, herkesin tanıdığı sambacıların elemelerde de oldukça iyi bir performans gösterdiğinizi sölyemek yeterli. Dunga'nın takımın başına geçmesinden sonra daha derli toplu bir orta saha ve ileri uç çizgisine ulaşan Brezilya'da kupa öncesi Dunga'nın deyim yerindeyse yıldız oyuncuları oynatmama operasyonu ortalığı epeyce ayağa kaldırdı. Kariyerinin en verimli yıllarını geçiren Ronaldinho gibi bir yetenek abidesini ve Pato gibi büyük gelecek vaad eden bir forveti kadroya almayan Dunga'nın 35 yaşındaki Gilberto Silva'yı kadroya alırken tereddüt etmemesiyi bu patırtıyı koparan. En son 2002 yılında bu büyük kupayı 5. kez kazanma başarısı gösteren Brezilya, bakalım bir 6. da müzesine götürebilecek mi?

G grubu hep ölüm grubu olarak adlandırldı, ki haksız da bir benzetme sayılmaz. Zira oyuncu kalitesi olarak farklar olsa da, akılalmaz hücum gücü ve yetenekli ayakları ve kanatları kullanmayı seven derin oyun anlayışıyla Portekiz takımının da sambacılardan pek geri kalır bir yanı yok.Ki bu ikiliye bir de Fildişi'ni eklemek gerek. 2004'te Avrupa Şampiyonası'nda final oynayan ekibin bir sonraki jenerasyonu elemelere berbat başlamıştı. Gruptaki ilk beş maçından sadece birini kazanabilen ekip, sonraki maçlarda tam tersi bir performansla tekrar yükselişe geçti ve son 4 grup maçında 7 gol kaydederek ikinci sırayı aldı, play-off mücadelesinde Bosna Hersek ile eşleşen Portekiz bu engeli de aşarak kupalara katılmaya hak kazandı. Carlos Quieroz'un genç yetenekleri ve tabiki artık dünyanın en büyük oyuncularından birisi Cristano Ronaldo'nun başı çektiği çarpıcı kadrosyula Portekiz, bu turnuvada da en flaş ekiplerden biri olmaya aday.

Fildişi ekibinde, turnuva öncesi moralleri bozan en büyük olay, blogda da değindiğimiz Drogba'nın sakatlığı mevzusuydu. Takımın en tecrübeli ve yetenekli ismini bir anda oynatamama korkusuyla kyüzleşen Afrika ekibinde aslında oldukça yetenekli ayaklar var. Galatasaray'ın flaş oyuncusu Keita, defansta ve orta sahada birer yıldız olarak sayabileceğimiz Kolo ve Yaya Touré gibi fizik ve kondisyon olarak belki de turnuvanın en iyisi olarak sayabileceğimiz ekibin tek büyük eksiği oyuncuların savruk oyunu. Teknik direktörlüğünü Sven Göran Erikkson'un yaptığı afrikalı kaplanlar turnuvada her ne kadar üst turlar için iddialı gözükmeseler de ölüm grubunun kaderini değiştirecek işler de yapabilirler.

Grubun en iddiasız ekibi Kuzey Kore. Her ne kadar rakip takım teknik direktörleri tarafından ciddiye alınıyormuş gibi gösterilse de tüm rakiplerin bilinç altında takımı genel olarak küçümseyen bir düşünce olduğunu tahmin etmek zor değil. Tam da bu göstermelik saygın yüzünden Kuzey Kore diğer üç takıma ilginç sürpizler yapabilir. Bir üst tura çıkması her ne kadar zor olsa da Fildişi ya da Portekiz'in canını yakabilecek bir ekip Kuzey Kore, çünkü oyun mantalitesi ve kadrosundaki adamların neler yapabileceği bilinmiyor. Bu kapalı kutu özelliği de takımı turnuvanın en ilginç takımı haline getiriyor.
Son grupta her ne kadar orta karar üç takım ve son Avrupa Şampiyonunun mücadelesi gibi görünse de aslında yüksek bir rekabet var. İki Amerika temsilcisi de, özellikle Şili, iyi olduğu bir günde neler yapabileceğini göstermiş bir takım. Birer birer kısa analizlere geçelim:

Grubun en iddialı takımı şüphesiz İspanya. Dünya kupası macerasını ve bundan iki yıl öncesinde canımızı nasıl yaktığını iyi hatırladığımız iki maçın kazananı Matadorlardan başkası değildi. Türkiye ve Bosna Hersek'in olduğu gruptan 10 maçta 10 galibiyet alarak çıkan İspanya, turnuvaya daha hazır bir görüntü çizemezdi. İspanya denince artık insanların aklına güven veren, hareketli ofansif ve defansif futbolun gelmesini sağlayan adamlar, Xabi Alonso, Xavi, Iniesta ve Fabregas'tan oluşan orta saha hattıyla İspanyollar tartışmasız bu alanda turnuvanın en iyisi. Yetenekli forvetleri ve iyi kanat oyuncularıyla da sonuca her an gidebilen ekibin sıkıntılı yanı bazı oyuncuların turnuva öncesi konsantrasyon düşüklükleriydi. Beşiktaş'tan bildiğimiz Vicente del Bosque'nin öğrencileri bu turnuvada da her zamanki gibi favorilerden.

Şili, İspanya'nın hemen ardından grubun en önemli ekibi olarak görülüyor. Her ne kadar Latin Amerika elemeleri öncesinde pek esamesi okunmasa da, kıtasal elemeleri ikinci sırada tamamlayan Latin Amerika'nın en genç milli takımı, süratli ve yetenekli oyuncularıyla büyük sükse yaptı. Ki bu ikinciliği elde ederken topladıkları 33 puanın 16'sı dış saha galibiyetlerinden geldi. Turnuvada da bu aldıkları rüzgarı devam ettirmek isteyen Şili takımının teknik direktörlüğünü Marco Biesla yapıyor. Şili sekizinci kez katıldığı bu turnuvada, artık en az çeyrek final oynamak istiyor. Bunu gerçekleştirmek için de atias Fernandez, Alexis Sanchez ve Humberto Suazo gibi yeteneklerine güveniyor.

2006 Dünya Kupası'nda son 16'ya kalıp penaltılarla Ukrayna'ya boyun eğen İsviçre, bu turnuvaya pek de iddialı gelmedi. Sepp Blatter'in bereketinden midir bilinmez, son 8 yılda yapılan Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında İsviçrelilerin firesi yok. Alexander Frei, en önemli golcüleri ve her ne kadar artık yaşı ilerlemiş olsa da, tıpkı Drogba gibi onun turnuva öncesi sakatlığı takımı oldukça etkiledi. Bayern Münih'in kurt hocası Ottmar Hitzfeld'in yönettiği İsviçre ekibinin yıldız oyuncusu da Türk asıllı Eren Derdiyok. Blaise N'Kufo gibi bir deneyimli oyuncuyu da kadrosunda barındıran ekibin bu turnuvada da en azından 2. tur mücadelelerine katılması gerektiğini düşünen insanların sayısı hiç de az değil.

H grubunun dördüncü takımı Honduras, Kuzey Amerika Elemelerinden geldi ve ABD ve Meksika'dan sonra elemelerde en başarılı takım oldu. El Salvador, Trinidad Tobago ve Kosta Rika ekiplerini teker teker yenen Honduras kupa biletini cebine koymayı bildi. Reinaldo Rueda'nın teknik direktörlüğünü yaptığı ekibin en bilinen ve deneyimli oyuncusu 36 yaşındaki Carlos Pavon. Bir ara Inter'de de oynayan golcü oyuncu David Suazo da Honduras'ın en etkili gol silahı olarak gösteriliyor. Ancak tahminler hep Honduras'ın turnuvaya erken veda edeceğini gösteriyor ki, bu pek de kehanet değil.
F Grubu'nda mücadele eden takımlardan Paraguay, Güney Amerika Elemelerinde 3. olarak kupa için vize aldı ki bu onların bugüne kadar aldıkları en iyi eleme derecesiydi. Teknik direktör Gerardo Martino'nun öğrencileri turnuvada 30 puan barajını aşarken en önemli başarıları evlerinde verdikleri 7 mücadelenin tümünü kazanmasıydı. Turnuvalarda bugüne kadar hiç iki maç ardarda kazanamamış olmalarından dolayı bu sefer kendi gruplarında iddialı olduklarından dolayı daha iyi bir mücadele vereceklerini düşünüyorlar. Kadrosunda her ne kadar elemelerde çoğu maçı kaçırsa da Roque Santa Cruz gibi iyi bir forvet ve onu asiste eden Nelson Haedo Valdez gibi bir ileri uç oyuncusu olan Latin Amerika temsilcisi, işin atak yönünde pek sıkıntı çekeceğe benzemiyor.
Son şampiyon İtalya, Avrupa elemelerinde 8. grupta mücadele etti ve 7 galibiyet, 3 beraberlikle grupları tamamlarken, sadece 8 gol yedi. Tüm dünyada bilinen klasik savunma anlayışından vazgeçmeyen İtalyanlar bu turnuvada da az gollü ve tedbirli oyun anlayışlarına devam edeceğe benziyorlar. 2006'daki kadroya nazaran savunma güvenliği açısından daha sallanan bir görüntü çizen ekip yine de mümkün olduğunca az hatayla savunma yapma düşüncesine sahip. Bakalım Capitano Cannavaro'nun takımı bu turnuvada nerelere gelecek?
Yeni Zellanda, 1982'de ilk ke katıldığı turnuvaya aradan 28 yıl geçtikten sonra tekrar katılma hakkını elde etti. Okyanusya elemelerindeki rakipleri Solomon Adaları ve Kiwi'yi dize getiren Yeni Zellanda ekibi turnuvaya katılmaya hak kazandı. Gerek tecrübe gerekese kadro kalitesi açısından en zayıf ekiplerden biri olarak gösterilen takımın koçluğunu 1982 Dünya Kupasında Yeni Zellanda milli takımıyla katılan Ricky Herbert yapıyor, ki Okyanusya coğrafyasındaki en tecrübeli teknik adamlardan biri. Defans oyuncusu Ryan Nelsen takımın en bilinen oyuncusu. Nelsen Blackburn Rovers'da mücadele ediyor ve savunmada görev alıyor.
Eski Çekoslovakya ülkesi zamanlarını saymazsak, Slovak takımı Dünya Kupası'nda ilk kez boy gösteriyor. Slovakların bu başarısı pek de tesadüfi değil, zira 1998 Dünya Kupası elemelerinden beri gruplardaki performansını sürekli yükseltiyor. Son elemelerde kendi grubunda birinci olan Slovaklar, Dünya Kupası'na katılma vizesini Polonya'yı 1-0 yenerek cebine koydu. Son yıllarda adından sıkça söz ettiren Martin Skrtel, Marek Hamsik, Stanislav Sesak ve yakından tanıdığımız Filip Holosko ve Robert Vittek gibi oyuncularıyla Slovakya'nın kupada da iddiasını sürdürdüğünü söyleyebiliriz.
G grubunda Brezilya için pek bir şey demeye gerek yok. Şimdiye kadar gelmiş geçmiş en başarılı Dünya Kupası performansını gösteren, herkesin tanıdığı sambacıların elemelerde de oldukça iyi bir performans gösterdiğinizi sölyemek yeterli. Dunga'nın takımın başına geçmesinden sonra daha derli toplu bir orta saha ve ileri uç çizgisine ulaşan Brezilya'da kupa öncesi Dunga'nın deyim yerindeyse yıldız oyuncuları oynatmama operasyonu ortalığı epeyce ayağa kaldırdı. Kariyerinin en verimli yıllarını geçiren Ronaldinho gibi bir yetenek abidesini ve Pato gibi büyük gelecek vaad eden bir forveti kadroya almayan Dunga'nın 35 yaşındaki Gilberto Silva'yı kadroya alırken tereddüt etmemesiyi bu patırtıyı koparan. En son 2002 yılında bu büyük kupayı 5. kez kazanma başarısı gösteren Brezilya, bakalım bir 6. da müzesine götürebilecek mi?
G grubu hep ölüm grubu olarak adlandırldı, ki haksız da bir benzetme sayılmaz. Zira oyuncu kalitesi olarak farklar olsa da, akılalmaz hücum gücü ve yetenekli ayakları ve kanatları kullanmayı seven derin oyun anlayışıyla Portekiz takımının da sambacılardan pek geri kalır bir yanı yok.Ki bu ikiliye bir de Fildişi'ni eklemek gerek. 2004'te Avrupa Şampiyonası'nda final oynayan ekibin bir sonraki jenerasyonu elemelere berbat başlamıştı. Gruptaki ilk beş maçından sadece birini kazanabilen ekip, sonraki maçlarda tam tersi bir performansla tekrar yükselişe geçti ve son 4 grup maçında 7 gol kaydederek ikinci sırayı aldı, play-off mücadelesinde Bosna Hersek ile eşleşen Portekiz bu engeli de aşarak kupalara katılmaya hak kazandı. Carlos Quieroz'un genç yetenekleri ve tabiki artık dünyanın en büyük oyuncularından birisi Cristano Ronaldo'nun başı çektiği çarpıcı kadrosyula Portekiz, bu turnuvada da en flaş ekiplerden biri olmaya aday.
Fildişi ekibinde, turnuva öncesi moralleri bozan en büyük olay, blogda da değindiğimiz Drogba'nın sakatlığı mevzusuydu. Takımın en tecrübeli ve yetenekli ismini bir anda oynatamama korkusuyla kyüzleşen Afrika ekibinde aslında oldukça yetenekli ayaklar var. Galatasaray'ın flaş oyuncusu Keita, defansta ve orta sahada birer yıldız olarak sayabileceğimiz Kolo ve Yaya Touré gibi fizik ve kondisyon olarak belki de turnuvanın en iyisi olarak sayabileceğimiz ekibin tek büyük eksiği oyuncuların savruk oyunu. Teknik direktörlüğünü Sven Göran Erikkson'un yaptığı afrikalı kaplanlar turnuvada her ne kadar üst turlar için iddialı gözükmeseler de ölüm grubunun kaderini değiştirecek işler de yapabilirler.
Grubun en iddiasız ekibi Kuzey Kore. Her ne kadar rakip takım teknik direktörleri tarafından ciddiye alınıyormuş gibi gösterilse de tüm rakiplerin bilinç altında takımı genel olarak küçümseyen bir düşünce olduğunu tahmin etmek zor değil. Tam da bu göstermelik saygın yüzünden Kuzey Kore diğer üç takıma ilginç sürpizler yapabilir. Bir üst tura çıkması her ne kadar zor olsa da Fildişi ya da Portekiz'in canını yakabilecek bir ekip Kuzey Kore, çünkü oyun mantalitesi ve kadrosundaki adamların neler yapabileceği bilinmiyor. Bu kapalı kutu özelliği de takımı turnuvanın en ilginç takımı haline getiriyor.
Son grupta her ne kadar orta karar üç takım ve son Avrupa Şampiyonunun mücadelesi gibi görünse de aslında yüksek bir rekabet var. İki Amerika temsilcisi de, özellikle Şili, iyi olduğu bir günde neler yapabileceğini göstermiş bir takım. Birer birer kısa analizlere geçelim:
Grubun en iddialı takımı şüphesiz İspanya. Dünya kupası macerasını ve bundan iki yıl öncesinde canımızı nasıl yaktığını iyi hatırladığımız iki maçın kazananı Matadorlardan başkası değildi. Türkiye ve Bosna Hersek'in olduğu gruptan 10 maçta 10 galibiyet alarak çıkan İspanya, turnuvaya daha hazır bir görüntü çizemezdi. İspanya denince artık insanların aklına güven veren, hareketli ofansif ve defansif futbolun gelmesini sağlayan adamlar, Xabi Alonso, Xavi, Iniesta ve Fabregas'tan oluşan orta saha hattıyla İspanyollar tartışmasız bu alanda turnuvanın en iyisi. Yetenekli forvetleri ve iyi kanat oyuncularıyla da sonuca her an gidebilen ekibin sıkıntılı yanı bazı oyuncuların turnuva öncesi konsantrasyon düşüklükleriydi. Beşiktaş'tan bildiğimiz Vicente del Bosque'nin öğrencileri bu turnuvada da her zamanki gibi favorilerden.
Şili, İspanya'nın hemen ardından grubun en önemli ekibi olarak görülüyor. Her ne kadar Latin Amerika elemeleri öncesinde pek esamesi okunmasa da, kıtasal elemeleri ikinci sırada tamamlayan Latin Amerika'nın en genç milli takımı, süratli ve yetenekli oyuncularıyla büyük sükse yaptı. Ki bu ikinciliği elde ederken topladıkları 33 puanın 16'sı dış saha galibiyetlerinden geldi. Turnuvada da bu aldıkları rüzgarı devam ettirmek isteyen Şili takımının teknik direktörlüğünü Marco Biesla yapıyor. Şili sekizinci kez katıldığı bu turnuvada, artık en az çeyrek final oynamak istiyor. Bunu gerçekleştirmek için de atias Fernandez, Alexis Sanchez ve Humberto Suazo gibi yeteneklerine güveniyor.
2006 Dünya Kupası'nda son 16'ya kalıp penaltılarla Ukrayna'ya boyun eğen İsviçre, bu turnuvaya pek de iddialı gelmedi. Sepp Blatter'in bereketinden midir bilinmez, son 8 yılda yapılan Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında İsviçrelilerin firesi yok. Alexander Frei, en önemli golcüleri ve her ne kadar artık yaşı ilerlemiş olsa da, tıpkı Drogba gibi onun turnuva öncesi sakatlığı takımı oldukça etkiledi. Bayern Münih'in kurt hocası Ottmar Hitzfeld'in yönettiği İsviçre ekibinin yıldız oyuncusu da Türk asıllı Eren Derdiyok. Blaise N'Kufo gibi bir deneyimli oyuncuyu da kadrosunda barındıran ekibin bu turnuvada da en azından 2. tur mücadelelerine katılması gerektiğini düşünen insanların sayısı hiç de az değil.
H grubunun dördüncü takımı Honduras, Kuzey Amerika Elemelerinden geldi ve ABD ve Meksika'dan sonra elemelerde en başarılı takım oldu. El Salvador, Trinidad Tobago ve Kosta Rika ekiplerini teker teker yenen Honduras kupa biletini cebine koymayı bildi. Reinaldo Rueda'nın teknik direktörlüğünü yaptığı ekibin en bilinen ve deneyimli oyuncusu 36 yaşındaki Carlos Pavon. Bir ara Inter'de de oynayan golcü oyuncu David Suazo da Honduras'ın en etkili gol silahı olarak gösteriliyor. Ancak tahminler hep Honduras'ın turnuvaya erken veda edeceğini gösteriyor ki, bu pek de kehanet değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder