20 Mayıs 2010 Perşembe
Lastik Savaşları
Lastiklerde hangi markanın ismi olacak?
Bridgestone'un gelecek sene Formula 1'den çekileceğini açıklamasının ardınan lastik firmalarının tedarikçi olma yolundaki rekabeti giderek artıyor.Takımlar da yaptıkları toplantılarda bir marka üzerinde anlaşamadılar.Bir an önce belirlenmesi gereken lastik konusunda Türkiye GP'ye kadar bir karar çıkması beklenmiyor.Pirelli,Michelin ve Avon Cooper'ın aday olmasıyla başlayan süreç,Pirelli vs Michelin savaşına dönmüş durumda.
Kral Kupası Sevilla'nın

Geçen seneki Barcelona ambargosundan sonra İspanya'da kupalar birer birer farklı kulüplere gitmeye başladı. Dün gece UEFA Avrupa Ligi şampiyonu Atletico Madrid ile İspanya Kral Kupası finalinde karşılaşan Endülüs ekibi, 5. dakikada Capel ve 90+1'de Jesus Navas'ın attığı gollerle kupayı elde etti. Sevilla en son 2007'de Juande Ramos yönetiminde bu kupayı alma başarısı göstermişti.
Gitmek mi zor,kalmak mı?
NBA'de konferans finalleri oynanırken,gözler bir yandan da yıldız oyuncuların transferlerinde.Her hareketi olay olan bu oyuncuların,gelecek sezon hangi takımlarda yer alacakları NBA Finalleri kadar önem kazanmış durumda.Transferleri ligdeki bir çok dengeyi değiştirecek olan oyuncuları ele aldık.
LeBron James
LeBron'King'James listenin başındaki isim. Onun için söylenebilecek tek cümle:' Yolcudur abbas,bağlasan durmaz' olur. Geçen sezondan bu yana birçok takımla adı geçen LeBron James, takımı Cavaliers ile konferans yarı finalinde Boston'a elenince gitmeyi kafasına koydu.İstediği şampiyonluk yüzüğü için Knicks, Heat ve Lakers ile adı geçen yıldız oyuncunun serbest kalma opsiyonunu kullanacağı kesin.
Dwayne Wade
Wade,nam-ı diyar The Flash'ın da Heat'ten ayrılacağı söyleniyor. Şampiyonluk hayaline ulaşmış olmasına rağmen,daha iddialı bir takıma gitmeyi ya da bir süperstar ile oynamayı çok istiyor.
Chris Bosh
Chris Bosh'un,Raptors'tan ayrılacağını sağır sultan bile duydu.En son twitter sayfasından sevenlerine sormuştu:Nereye ve neden gitmeliyim? Zaten bu fotoğraf her şeyi açıklıyor:'Gidiyorum buralardan!
Şampiyonlar Yazı Dizisi - Olympique Marseille

Ligerin tatile girmesi ve şampiyonların belli olması sonrasında, Avrupa'nın başlıca 5 ligi'nin şampiyonlarının bu yoldaki mücadelelerinin analizini sunma vakti geldi. Serinin ilk halkası Fransa 1. Ligi'ni şampiyon tamamlayan Marsilya. Fransa 1. Ligi'ndeki 7 yıllık Olympique Lyonnais hanedanına son veren Bordeaux'nun ardından bu yıl da güneylilerin bu başarıya ulşaması, ligde yine her yıl farklı bir şampiyon çıkmaya başlayacak mı acaba diye düşündürmeye başladı. 2000'li yıllar öncesinde lig şampiyonlarına baktığımızda şöyle bir görüntüyle karşılaşıyoruz:
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||
| |||||

Bir önceki sezonda orta sahada ve defansta aksayan kısımları iyi gören Deschamps sezona transferlerle başladı. Cana, Ziani, Cissé ve Zenden ile yollarını ayıran Marsilya; Beşiktaş'tan Edouard Cissé'yi, Porto'dan Lucho Gonzales transferleriyle orta sahayı, Souleymane Diawara ve Heinze transferleriyle de defansını güçlendirdi. Sezonun aralık ayı başına kadarki kısmına, ligde 6 galibiyet 4 beraberlik ve 3 mağlubiyetle gelen Marsilya için işler pek de iyi gitmiyordu. Milan ve Real Madrid'e Şampiyonlar Ligi C Grubu mücadelelerinde yenilen ekibin üst tur umutları da sönüyor ve Zürih'in önünde Avrupa Ligi'ne gitme hakkını elde ederek yoluna devam ediyordu. Avrupa Ligi macerasını ise 3. tura kadar devam ettiren Marsilya, Benfica'ya 1-1'in rövanşında kendi evinde 2-1 yenildikten sonra bu sezonki Avrupa Kupaları macerası onun için bitmiş oluyordu.
Yazının şu ana kadarki kısmını okuyanlar karamsar tabloyu görüp, "Bu nasıl şampiyonluk yazısı böyle?" diyebilir. Ama sezonun genelinde iniş çıkışlar barındıran hikayede bunlardan da söz etmek gerek. Ligin ikinci yarısının ortalarına doğyu, 27. hafta maçları oynandığında lig tablosu şöyleydi:
1. Bordeaux 25 16 4 5 42 20 52
2. Montpellier 27 16 4 7 37 28 52
3. Olympique Lyon 27 14 8 5 45 28 50
4. Olympique Marsilya 26 14 7 5 47 28 49
İki maç eksiğiyle tepede Bordeaux vardı ve hemen altında aynı puanlı Montpellier deyim yerindeyse şampiyonluğu kovalıyordu. Lyon ve Marsilya arasındaki bir puanlık fark ise çemberin sezon sonuna doğru daha da daralacağının habercisiydi. Ancak beklenmedik bir şekilde, Blanc postunda bahsettiğimiz Bordeaux'nun Nisan ayındaki "dev çöküşü", ardından Montpellier'nin deyim yerindeyse pilinin bitmesi birden bire Marsilya'yı şampiyonluğun en güçlü adayı haline getirdi.
Burada elbette Marsilya'nın efsanevi Mart-Nisan ayı karnesinden de söz etmek gerek. Marsilya, 7 Şubat-8 Mayıs arasında oynadığı 15 lig mücadelesinin hiçbirinden mağlup ayrılmadı. Daha da çarpıcı bir şekilde, Nisan ayı içerisinde oynadığı 7 maçtan tam 19 puan çıkarmayı bildi. Bunu yaparken rakiplerinin puan keybetmesi Marsilya'nın daha da işine geldi demek de mümkün. Eh, bunca galibiyetten sonra 5 Mayıs'taki Rennes mücadelesi de Fransa'da sezonun şampiyonunu ilan etmeye yetti de arttı tabi.
Yeni sezona hazırlıklarını devam ettirecek olan ve Deschamps'la devam etmesi beklenen Marsilya'dan şimdilik bir transfer haberi ya da gelişme gelmedi. Dünya Kupası sonrasında belki yazın yeni gelişmeler gebe olabilir. Yazıyı sezonun şamiyonuna dair birkaç istatistikle noktalıyorum:
4563: Marsilyalı defans oyuncusu Souleymane Diawara'nın bu sezon oynadığı dakika sayısı. Bu sezon 2 lig maçı dışında tüm maçlarda 90 dakika oynayan "biyonik adam"ı istatistiklerde Mandanda ve Bonnart takip ediyor.
50044: Marsilya'nın resmi sitesindeki senelik ortalama seyirci sayısı. Velodrome'un büyüklüğü göz önüne alındığında pek şaşırtıcı sayımaz. Şaşırtıcı olan ortalama seyircilerde Lyon'a ve diğer kulüplere minimum 15000 seyircilik fark atılması.
11: Sezon başında Porto'dan takıma katılan orta saha oyuncusu Lucho Gonzales'in bu sezonki asist sayısı. 11 gol, aynı zamanda ligin asist kralı demek.
18: Niang'ın bu sezon attığı ve onu gol kralı yapan gollerin sayısı. Niang 2007-2008 sezonunda da 18 gole ulşamış, ama krallık unvanını alamamıştı. Niang diğer kupaları da kattığımızda bu sezon rakip ağları tam 21 kez havalandırdı.
78: Marsilya'ya şampiyonluk için yeten puan. 78, son 5 yılda Fransa Ligi'nde şampiyon olmak için gereken en düşük puan aynı zamanda.
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Roland Garros'ta görüşelim
Aziz Yıldırım'ın Günah Çıkarma Töreni

Madem Turkcell Süper Lig'deki şampiyonluktan söz ediyoruz, Aziz Yıldırım'ın gün içerisinde yaptığı basın toplantısındaki bazı can alıcı noktaları irdelememek olmaz sanırım:
Aziz Yıldırım "Fenerbahçe ayrılmıştır, diğerleri haline gelmiştir.Kendisi şampiyon olamayanlar Fenerbahçe'ye düşman olmuşlardır " diyerek, bir önceki postta değindiğimiz Bursaspor'un şampiyonluğu sonrası oluşan ortak sevinç ortamına göndermelerde bulunuyor. Haksız sayıldığını söylemek pek mümkün değil. Ama burada açıklanması gereken, bu kutlamaya katılan "diğer" kulüplerin taraftarları yalnızca "Biz olamadık; bir anadolu takımı şampiyon olsun" bakış açısıyla mı; yoksa "Fenerbahçe olamasın da kim olursa olsun" düsturuyla mı böyle davrandıkları. İkinci ihtimal Aziz Yıldırım'ı ha
klı çıkarıyor gibi.Demecin can alıcı kısımlarından birisi de FB ve Kulüpler Birliği Başkanı olarak, Melih Gökçek'e verdiği üstü kapalı "ayar"dı. Acaba Gökçek'in, oğlu vasıtasıyla, işine geldiğinde Ankaraspor ve Ankaragücü arasında inisiyatifi kullanan adam; işine gelmediğinde üç maymunu oynayan adam olmasına getirdiği bu eleştiri ne kadar gerçeği yansıtıyor? Bu konuda Melih Gökçek'in yıldırım hızındaki cevabı ajanslara şöyle yansıyor: "Aziz Yıldırım bir kaç gün içine benden özür dileyecek göreceksiniz."
Gelelim demecin esas patırtıya neden olan kısmına. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan mücadelelerde şampiyon Bursa ile karşılaşan Beşiktaş'ın file bekçisinin maçtaki iki golü şaibeli bir şekilde yediğini söyleyen Yıldırım; Trabzon-FB kupa maçı öncesinde ve Kasımpaşa mücadelesi sonrasında "Aman Fenerbahçe'yi yenin!", "Haydi sıra sizde" gibi mesjaların da Rüştü'den rakip takım futbolcularına bizzat gönderildiğini söylemesi. Şimdilik BJK cephesinden de pek bir ses soluk çıkmıyor, ancak yakıştırmanın adres aldığı kişi, efendiliğiyle tanınan bir futbolcu, Rüştü olunca, insanın aklına da pek yatmıyor.
Kaldı ki Aziz Yıldırım burada bir noktayı atlıyor: Şaibe ya da şike ile temenni arasında bariz bir fark var. Eskiden kulübün kaptanlığını yapan bir insanın böylesi demeçler vermesinin temelinde kişisel olaylar yatabilir, ama işin doğası da burada zaten. İnsan yakın bir arkadaşına en doğal şekilde, içinden geldiği gibi mesaj da atar, temennisini de dile getirir. Burada esas irdelenmesi gereken iki nokta, bu mesajların iletildiğine dair bilgi Yıldırım'a nereden ulaştı ve bu mesajlar neden basına malzeme edilecek kadar değerli bulundu?Durumun özetlersek: Aziz Yıldırım gündemi sarsacak bir açıklama yapmadı belki de, kaçan şampiyonulktan, şanssızlıklardan dem vurdu, ikincilik kutlaması(!) meselesinin faillerinin bulunması gerektiğini dile getirdi. Ama Gökçek ailesi ve Rüştü hakkındaki beklenmedik çıkışları şunu gösteriyor; Aziz Yıldırım, bu davranışlarıyla, günah keçisi arar bir görüntü çiziyor.


