10 Aralık 2010 Cuma

Tenis dünyasından son haberler

-Marsel İlhan, 2011’in ilk büyük turnuvası Avustralya Açık’ta ana tabloda yer alarak kariyerinde ilk kez bir grand slam turnuvasında, ana tabloya eleme maçı oynamadan girmeyi başardı.





-Sırbistan,Davis Cup finalinde son şampiyon Fransa'yı 3-2 mağlup ederek bu turnuvada ilk kez şampiyon oldu.Sırp raketler karşılaşma sonras
söz verdikleri gibi saçlarını kazıttı.

-Tenis efsanesi Pete Sampras'ın kupları çalındı.14 kez Grand Slam şampiyonluğu bulunan ABD’li efsane tenisçi,evine hırsız girmesi sonucu bir Avustralya Açık ve iki Davis Kupası ödülü dahil olmak üzere,birçok kupasını kaybetti.“Tenis hayatımın tarihi benden alınmış gibi hissediyorum” diyen Sampras,sorgulamanın devam ettiğini belirtti.Son olarak,Dünya Tenis Federasyonu başkanı,çalınan iki Davis Cup kupasının soruşturmalardan sonra geri gelmemesi halinde birebir kopyasını verebileceklerini ifade etti.



-Serena Willams'ın dönüşü 2011 baharına kaldı.Ayağındaki sakatlığı bir türlü tam olarak geçmeyen yıldız tenisçi Avustralya Açık'tan çekildiğini duyurdu.

-ATP sıralamasında 5.sırada yer alan Robin Söderling, İtalyan antrenör Claudio Pistolesi ile anlaştı.İsveçli raket,geçtiğimiz hafta Magnus Norman ile yollarını ayırmıştı.

9 Aralık 2010 Perşembe

2010 ATP Dünya Finali Şampiyonu Federer





Federer'in kariyerindeki 5. sezon sonu şampiyonasını ve toplamda 66. şampiyonluğunu kazandığı Londra'daki turnuvayı anlatmadan önce şu detayın altını çizmek istiyorum. 2010 yılı performansı çok eleştirilen İsviçreli raket son dönemlerde hep şu cümleyi kullanıyordu:'saving the best for last'. En iyi oyununu sona saklamak istiyordu Federer; en iyi 8 tenisçinin katıldığı turnuvada şampiyonluk!

Final maçına gelirken iki isim de çok zorlanmadı. Nadal gruptaki karşılaşmalarında sadece Roddick'e bir set kaybederek oldukça başarılı bir performans sergiledi. Federer de grubundaki mücadelelerde oldukça istikrarlı bir oyun ortaya koyarak 3 maçını da set vermeden kazandı.

Yarı final karşılaşmalarında Federer,Djokovic'i harika bir oyunla 6-1,6-4 ile geçerken, Nadal-Murray mücadelesi büyük bir çkeişmeye sahne oldu. Ancak gülen taraf 7-6,3-6,7-6 ile İspanyol raket oldu. Yarı final mücadeleleri sonucunda finalin adı Federer-Nadal oldu. Son olarak bu sene Madrid'te toprak kortta karşılaşan bu ikilinin finalde karşılaşacak olması tenis tarihi açısından oldukça heyecan vericiydi.



Yarı finalde Murray ile olan mücadelesi oldukça yorucu geçse de harika bir yıl geçiren Nadal'ın bu kupayı da kazanma isteği çok büyüktü. 2010 yılında 3 Grand Slam kazanan İspanyol raket,2009 yılı sezon sonu turnuvasında set dahi alamadan elenmenin üzüntüsünü bu kez kupayı kaldırmakla atabileceğini düşünürken,işler onun için hiç de iyi sonuçlanmadı.

Federer cephesinde ise durum biraz daha farklıydı.Sezon boyunca bir türlü ritmini bulamamaktan kaynaklı yaşadığı sorunlar neticesinde önemli turnuvalarda şampiyonluk göremeyen Federer sezonunun son bölümünde tekrar kendine gelmişti. İsviçreli'nin özellikle sezonun son bölümünde formuna kavuşması, üst üste şampiyonluklar alması ve bu turnuvayı daha önce 4 kez kazanması onu bir adım öne çıkaran faktörler olarak görülse de asıl önemlisi son dönemdeki röportajlarında sezon sonu turnuvasına sürekli vurgu yaparak, buraya odaklandığını her fırsatta dile getirmesiydi.



Final karşılaşmasında Federer'in karşılaşmayı kazanmak için yapması gerekenlerin başında son dönemde olduğu gibi agresif oynamak vardı.Karşılaşma öncesi Federer'in yakın plan çekimlerindeki yüz ifadesine baktığımızda mental olarak finale çok iyi hazırlandığını görebiliyorduk.İyi oynadığında karşısına kim çıkarsa çıksın kazanacağını biliyordu. Böylesine önemli finallerde sakin kalmak, karşılaşmayı kazanmada en önemli etkenlerden biri haline geliyor.

Nadal da karşılaşma öncesi oldukça rahat gözüküyordu. Harika geçen sezonu, Federer'i yenip sezon sonu kupasıyla kapatmak istiyordu.Turnuva boyunca olduğu gibi oldukça hırslı gözüküyordu.Ana hedefi oyunu Federer'in backhandine yıkmaktı.

Karşılaşmanın ilk setine Roger Federer çok hızlı başladı. Paul Annacone ile çalışmaya başladığından beri güvenini yeniden kazandığını söyleyen İsviçreli son zamanlarda bunu oyununa çok iyi yansıtıyordu.Son maçlarda sık sık gördüğümüz servis&vole oyunlarında adeta sanatsal bir gösteri sunuyordu.Toplara kendinden emin vururken,backhand slice'ları ile de rakibine göz dağı veriyordu.İlk seti 6-3 ile kazandı.



İkinci set Nadal'ın geri dönüşüne şahit olduk.İlk servislerinde sorun yaşayan rakibinin ritmini kaybetmesini fırsat bilen Nadal,oyunu Federer'in backhandine yıkarak setlerde eşitliği sağlamayı planlıyordu.Nitekim bunu başardı ve seti 6-3 almayı başardı. Ancak burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak lazım. Federer'de kırdırıdığı servislerden sonra bile en ufak bir tepki yoktu. İyi oynamıyordu.İlk servis yüzdesi oldukça düşmüştü. Herkes maç Nadal tarafına mı dönüyor diye heyecanla beklerken o sakinliğini hiç bozmadı. Bu Nadal'ı oldukça gerdi.


Maç boyunca oldukça sakin görünen Federer'in kortta duyulan ilk sesli tepkisi. Çok da yüksek sesle olmayan ama derinden bir Come on!

Şampiyonun adını belirleyecek son set adeta bir Federer gösterisine dönüştü.Karşılaşmanın en kritik dakikalarının oynanacağı set, Federer'in seyircilere tenisin inceliklerini gösterdiği bir sahne
performansına dönüştü. Backhand winner,servis&vole,slice servisler vs. hepsi görülmeye değerdi.Agresif oyunuyla Nadal'ı çaresiz bırakan İsviçreli'ye perdeler kapanıp gösteri sona erdiğinde,kupasını öpmek kalmıştı...

Avustralya Açık 2011 Kıyafetleri


Roger Federer



Rafael Nadal

Juan Martin del Potro

21 Kasım 2010 Pazar

Yeni bir numara Wozniacki


Onun adı Caroline Wozniacki. Henüz 20 yaşında ve kadınlar tenisinde dünyanın yeni bir numarası. Belki de gelecek yıllara damgasını vuracak bir efsane. Henüz bilmiyoruz. Caroline yolun çok başında. O güleryüzlülüğü ve sevimliğiyle kalbimizde taht kuran Danimarkalı harika geçirdiği sezonda WTA sıralamasında bir numara yükseldi.

2005 yılında profesyonel olup tura katıldığında bir gün bir numara olacaksın deseler inanır mıydı bilinmez ama bu genç kız bu yola baş koymuştu bir kere. Babasının antrenörlüğünde çıktığı bu yolda hedefleri büyüktü,yükseğe oynuyordu genç Caroline. Daha 2006 yılında Junior klasmanında bir Wimbledon zaferi,bir Avustralya Açık ikinciliği ve çiftlerde Roland Garros ikinciliği bulunuyordu. 2007 yılını 63. sırada bitirdi.



Artık tırmanma başlamıştı.Düzgün bir kariyer planlamasının sonucuydu tüm bu başarılar.Danimarkalı bu genç kızdan çok şey bekleniyordu.2008 yılını 12. sırada bitirdiğinde,Amerika ve Avustralya Açık'taki 4.tur başarısı tüm gözleri onun üzerine çekti.Başarılı geçen yılın ardından 18.sıraya yükseldi ve yılın en etkileyici yeni gelen oyuncusu ödülünü aldı. Artık hedef ilk 10'a girmek ve orada kalıcı olmaktı.Adımlar yavaş yavaş atılmalı,her açıdan üstün bir raket olmalıydı.Acele etmiyordu Danimarkalı.Kendinden emin ve azimliydi.





2009 yılı artık oyunun iyice geliştiği yıl oldu.Diğer yandan Adidas'ın yeni yüzü olmuştu.Evet henüz 19 yaşındaydı.Tüm tenis dünyası onun Grand Slamlerde neler yapabileciğini konuşuyordu..Bunun için Amerika Açık'ı beklemesi gerekti.Clijsters ile karşılaştığı finalin onun için başka bir önemi daha vardı:Grand Slam finalinde oynayan ilk Danimarkalı kadın tenisçi oldu.Finali kaybetti ama artık önü açıktı.Herkes ona inanmış ve ışığı görmüştü.Kadınlar sıralamasında 4.sıradaydı.Bir yıldız doğuyordu...



2010 yılı bu sevimli kızın artık büyüdüğünü gösterme ve daha fazla şampiyonluklar kazanmaya başladığı yıl oldu.Avustralya Açık'taki 4.tur harika geçecek yılın başlangıcıydı.Amerika'daki MPS Group turnuvasında senenin ilk kupasını almıştı.Toprak kort sezonu geldiğinde ise kendinin Fransa Açık'ta gösterdi.Roland Garros çeyrek finalinde sonrasında turnuvanın şampiyonu olacak Schiavone'ye elenmişti.Wimbledon 4.turunda kaybetmesi başarısızlık gibi görülse de Danimarkalı için esas çıkış noktası bu oldu.Kim bilir belki de gururuna yedirememişti bu mağlubiyeti.Derhal çalışmalara başladı ve sezonun geri kalan bölümünde adeta ortalığı birbirine kattı.Önce evimde dedi yıldız isim.Yükselişime evimden başlayacağım dedi.Danimarka'da katıldığı turnuvada şampiyon oldu,sonra Kanada'da Rogers Cup'ta Zvonareva'yı yendi.Amerika'daki Pilot Pen turnuvasında çok önemli rakipleri yenerek şampiyon oldu.Geçen sene finalisti olduğu Amerika Açık'ı bu senede kazanamadı.Yarı finalde elenmişti Zvonareva'ya.Ancak hesap burada kapanmayacaktı.Nitekim önce Japonya'da şampiyon olan Caroline,dönüşte Çin'de kendisini Amerika Açık'tan eleyen rus raketini yenerek kupayı kaldıracaktı.Bu da sezon boyunca 6.kupa oldu.Sıralamada birinci olarak gittiği sezon sonu şampiyonasında grubunda aldığı 2-1'lik sonuçla bir üst tura çıktı.Yarı finalde bir kez daha Zvonareva'yı yenen Danimarkalı genç yıldızın şampiyonluk rüyasını 2009 Amerika Açık'ta olduğu gibi Clijsters bitirecekti.Wozniacki bu hesabı da kapatacak mı göreceğiz...


İşte son yıllarda tenis dünyasının en çok konuşulan ismi Wozniacki'nin kısa bir değerlendirmesini yaptık.1 numara hedefine çok erken yaşta ulaşan Caroline'in bundan sonra neler yapacağını elbette zaman gösterecek.Önümüzdeki senelerde üzerindeki baskı daha da artacak.Herkes ondan Grand Slam zaferleri bekleyecek.Zira Grand Slam kazanmadan bir numara olmuş bir çok tenisçiye tanıklık ettik.İşin zor kısmı asıl şimdi başlıyor.Fakat Wozniacki eskisinden daha güçlü geliyor...

14 Kasım 2010 Pazar

İki İleri Bir Geri

Sportoto Süper Lig'de üç büyüklerin hüsranı haftalardır devam ediyor. Mehteran ilerleyişine durmaksızın devam eden üçlüden en diri durumdaki şimdilik Fenerbahçe gibi duruyor. Ama üç takımdan hiçbiri bu sezon şampiyonluk için iyi sinyaller vermiyor. Özellikle de sezona fırtına gibi giren ve istikrarını sürdüren Bursa, Trabzon ve Kayseri gibi anadolu devlerinin performansından sonra, ligin abileri şapkayı önüne koyup düşünmeye başladı.

Geçtiğimiz sezon son dakikada kaçan şampiyonluğun ardından değişime teknik direktörle başlayan Fenerbahçe, 12. haftasını geride bıraktığımız ligde 21 puanla 5. sırada. Şimdiye kadar 30 kez rakip fileleri havalandıran kanaryaların ligdeki en skorer takım olmasına rağmen bu kadar kötü bir grafik çizmesinde kuşkusuz 12 haftada ağlarında 16 gol görmesi etkili oldu. Güven vermeyen Bilica'nın yerine Aykut Kocaman'ın Yobo transferi pek aşıyı tutturmuş görünmüyor şimdilik. Yine de üç büyükler içerisinde kağıt üzerinde en kaliteli stoperlere sahipler, ki her ne kadar bu sezon da sakatlıklardan başını kaldıramasa da Gökhan Gönül bu takımda önemli boşlukları farketmeden ve farkettirmeden dolduruyor.


Son maçta aldığı 2-1'lik mağlubiyet onlar için ufak çaplı bir kırılma noktası, zira kupa maçında da iyi bir görüntü sergilemeyen kadroda Emre'nin sakatlanması orta sahada düzeni bozdu. Son maçta Alex'in bireysel oyununa göre şekillenen maçın gidişatı biraz da geçen yıl bu konuda çekilen sıkıntıyı hatırlattı. Stoch ve Dia gibi çabuk ayakları yeterince iyi değerlendiremeyen Aykut Hoca, göreve geldiği günden beri yıldızının barışmadığı Alex'i istemeden de olsa kilit şekilde görevlendirmiş oluyor. Ki bahsettiğimiz Alex, dün akşamki maçta liglerdeki gol sayısını 100'e çıkardı! Kocaman'ın yapması gereken, sezon başında değerlendirdiği Okan örneği gibi Fenerbahçe'nin genç ayaklarını Saracoğlu çimlerine mümkün olduğunca çok basmasını sağlaması. Bugün takımda karşılaştığı futbolcu profilinin dominantlığını kırmasının tek yolu bu çünkü. Dikkat etmesi gereken, sezona flaş giriş yapan İstanbul B.B. ve Karabükspor ile yapacağı maçlardan en az bir galibiyet çıkarmayı bilmek. Aksi takdirde, işler onun için tam tersine dönebilir.

Cimbom için söylenecek tek şey var, kayıp bir sene yaşıyorlar. Takımın teknik direktöründen oyuncusuna, başkanından eski tercümanına, herkes bu yıl bulundukları konumdan rahatsız ama kabullenmiş görünüyor. Sarı-Kırmızılılar son maçta aldıkları 2-0'lık mağlubiyetten sonra zaten çoktan kaçmış olan şampiyonluğun ardından eğer toparlanamazlarsa, seneye Avrupa Ligi macerasından da uzaklaşacak kadar kötü bir noktaya geldiler. 12 haftada 6 mağlubiyetleri var, her iki maçtan birinde sahadan yenik ayrıldılar ve yeni teknik direktörleri Hagi'nin yönetiminde son üç maçta yalnızca 1 gol atabildiler.


Hagi'nin takımın başına geçme kararı, klübün aslında bir kriz yönetimi yapma hamlesiydi. Ancak Hagi, bir kaç beraberlikle ya da mağlubiyetle bu seriyi devam ettirirse, krizin öznesinin başta les Adnans olmak üzere mevcut yönetime dönüşeceği de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Camiada çıkan en ufak homurtuyu susturmak için "Aslantepe Türk Telekom Arena" emziğini kullanan yönetimi Ocak ayında stad açıldıktan sonra bugüne göre çok daha sıkıntılı günler bekliyor. Zira taraftar desteği konusunda hiç olmadıkları kadar dipteler ve işlerin yolunda gitmesi için yapacakları pek de hamle kalmadı. Hagi, bu krizi doğru yönetebilirse, Galatasaray bulunduğu berbat durumdan kurtulabilir. Lige verilecek araya kadar 5 maç yapacaklar, Kayseri ve Beşiktaş maç yapacakları takımlardan ikisi.. Zor ama imkansız denmeyecek bir seriyle 3 galibiyet alabilirse kırılmayı gerçekleştirip layık olduğu üst sıralara tekrar yönelebilir.


Gelelim Kartal cephesine. Tartışmasız sezonun en iyi kadrosunu kuran ve başına da kurt teknik adam Schuster'i getiren Beşiktaş'ta sezon güzel başlamıştı. Eylül ayı sonuna kadar 6 maçta 4 galibiyet 1 beraberlik alan kartallar'da işler milli maçlar için verilen arayla tam tersine döndü. Trbzon, Manisa, Kayseri yenilgileriyle ligde; Porto mağlubiyetiyle Avrupa'da kabus gibi bir Ekim ayı geçiren takımda kilit oyuncu Quaresma'nın sakatlığı, iyi form tutan takımda dengelerin bozulmasında etkili oldu. İşler şimdilik biraz dengelenmiş gibi dursa da 6. sırada bulunan ekibin acilen üst sıralarda tutunmak için galibiyetlere ihtiyacı var. Az önce de belirttiğimiz gibi, 2 hafta sonra Galatasaray derbisi var. Hemen ardından da ölümcül bir Bursaspor maçı. Beşiktaş bu derbilerden bir galibiyet çıkarabilirse ancak ilk yarıyı rahat bir şekilde tamamlayabilir. Sakatlıklar aşılır form yeniden yakalanırsa neden olmasın? Ancak Schuster'in yerli yersiz rotasyonlarının(5 haftada bir gol atıp 90 dakika sahada kalan Nobre'ler Nihat'lar) bu formu yakalarken nasıl bir rol oynayacağını hep beraber izlememiz gerekecek.


11 Kasım 2010 Perşembe

Stockholm'den şampiyonluk manzaraları


Mirka:Roger akşama yemekte ne istersin?


Mirka:İlk fotoğrafın benden şampiyonum!


Roger:Hadi Mirka bir an önce eve gidelim,çocuklarımızı çok özledim.

Myla Rose,Charlene Riva,Mirka,Roger,65.şampiyonluk...


Federer'in 65.şampiyonluğunu kazanarak bir rekoru daha kırdığı Basel Cup finalinde onu bekleyen başka bir sürpriz daha vardı. Mirka Federer, kızları Myla Rose ve Charlene Riva'yı da babalarını ilk kez izlemek için merkez korta getirmişti. İsviçreli tenisçi verdiği röportajda eşi Mirka'nın ikizleri getireceğinden haberdar olmadığını ve bunun kendisine çok büyük bir sürpriz olduğunu belirtti.


Karşılaşma boyunca gözler Federer ailesinin ikiz bebeklerindeydi.


Federer bebeklerini çok özlemiş.


Aile babası Roger.