15 Ekim 2010 Cuma

Arda'nın Gözyaşları ve Mankurtluğumuz Üzerine


Arda Turan'ın geçirdiği başarılı ameliyat sonrası Almanya'da kulübünden izin almadan NTVSpor'a verdiği röportajda kendine yöneltilen "belden aşağı" eleştirileri yanıtlarken gözlerinin dolması spor basınında 3 gündür bir numaralı gündem haline geldi. Gelin görün ki durumun buraya gelmesine neden olan gelişmeleri hiç de iyi analiz edemedik.

Bu yazıyı yazarken 3 gün beklememizin nedeni aslında tüm tarafların konuya tepkisini görmekti. Seks yaptığı için bu sakatlığa maruz kaldığını dile getiren eski spor yorumcusu yeni "şovmen" Erman Toroğlu skandala neden olan demeçlerinden sonra birkaç satır arası laftan başka pek de bir şey söylemedi. Basının esas ilgilendiği Galatasaray resmi sitesinden yapılan zorunlu açıklamaydı. Çok ağır eleştiriler içeren resmi yazının ardından dün Adnan Polat'ın televizyonda Arda'ya izinsiz yaptığı röportajdan dolayı ceza verileceğini ama cezayı verirken büyük üzüntü duyduğunu ve oyuncusunun arkasında olduğunu söylemesi büyük takdir topladı.

Burada sorulması gereken soru şu: İki milli maçta yenilmemiz sonrasında eksikliğini hissettiğimizde aklımıza gelen, tam da bu olay sonrasında kendine yöneltilen saçma eleştirileri şerefsizlik addedip gözleri dolduğu için yere göğe sığdıramadığımız Arda'ya bundan bir ay önce söylenenleri hangi kategoriye koyacağımız. Bu son yaşanan polemik aslında bir birikimin sonucuydu, pek de farkında olmadığımız.

Erman Toroğlu, farkında olmadan farkındalığımızı yerine getiren bir demeç verdi aslında. Spor yazarı Mehmet Demirkol'un dile getirdiği çok önemli bir nokta var: "Acilen normalleşmemiz gerek." Evet, belki de spor medyasında bu saçma ve sonu kesimleyen polemiklerin ve eleştirilerin tek çözümü acilen normalleşmek peki nasıl?

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un eseridir Gün Olur Asra Bedel. Eski bir mitolojik toplum olan Klan Klan'ların düşmanlarına uyguladığı akılalmaz işkencesi "Mankutlaşmak"tan bahseder. Farkında olmamanın, değer yargılarını ve normları kaybetmenin, geçmişte sahip olunan tüm benliğin silinmesini tanımlayan bu metafor sayısız kez kullanıldı, klişeleşti belki de. Ama bu son yaşadığımız olay aslında bize spor konusunda, kendi milli futbolcularımız konusunda ne kadar bilinçsiz, ne kadar olayları okumaktan bihaber olduğumuzu, bir nevi mankurtlaştığımızı göstermiş oldu.

Toroğlu Kaleci Şenol'un annesine küfür eden taraftarın saçma hareketini yüzbinlerin izlediği bir programda utanmadan dile getirdiğinde, seneler sonra "komik video" arşivlerinin bir numarası haline dönüştüren, Ümit Karan'a canlı yayında "Bu akşama atacak gol kaldı mı?" sorusunu kahkalarla karşılarken biz aslında bu saçma sapan, mesnetsiz, içeriksiz tiyatroyu görmek istemesek de karşı çıkmayı aklımızdan bile geçirmemiştik. Ne zaman ki Arda'nın da bir insan evladı olduğunu, duyguları, özel bir hayatı olduğunu farkettik; ayaklanma başlattık. Daha bir hafta önce Mesut Özil'i diline dolayanlara da yeni bir konu çıkmış oldu elbette.

Bundan sonra ne mi olacak? Hiçbir şey. Yaptıkları anlamsız maç yorumları için milyon dolar kazanan koca koca adamlar yine milletin uçkuruna, yatak odasına dair salya saçan demeçler verecek, ülkenin yetiştirdiği sayılı yıldızlardan biri ekranlarda duygularını açıkça dile getirdiğiyle akıllarda kalacak, hepsi bu. Tüm bu olan bitenin ne kadar edepsizce olduğunu evel ezelden dile getiren bir avuç spor yazarı ise böyle bir ülkede mesleğini icra ederken meslektaşlarının şovmenlikle cukkaladığı milyon dolarları görüp dejenereliğimize belki de bir kez daha küfredecek. Burası Türkiye, olur öyle..


12 Ekim 2010 Salı

Formula 1'den kareler

Hava pompalarını ortalıkta bırakmışlar.

Button ne içiyor?Tahimini olan?

Kovalainen, Singapur GP'de yanmaya başlayan aracını kendi başına söndürüyor...

Lotus görevlisi pit kızlarından birini serinletmeye çalışırken...

Schumacher'in aracına yeni ön kanat takılıyor.

Singapur'daki gece yarışı bir başka...

Gülmek ona çok yakışıyor.

Blanc'dan İnciler



"Quand tu n'ouvres pas le score au bon moment, tu t'énerves, tu ne fais plus les bons choix. C'est ce qu'on veut éviter."

"Zamanında skoru açamazsanız, sinirlenirsiniz, artık doğru tercihi yapamazsınız, çekindiğimiz şey bu."

Fransa'nın teknik direktörü Laurent Blanc'ın UEFA sıralamasında 116. sıradaki Lüksemburg'a karşı oynayacakları milli maç öncesi yaptığı basın toplantısından. 38. sıradaki Azerbaycan'a karşı oynayacak milli takımımızdan böyle temkinli demeçler duyamamak ne acı! Galibiyetle devam etme temennisiyle..

İngiltere-Almanya-Macaristan-Belçika-İtalya-Singapur



İngiltere GP:Mark Webber


Almanya GP:Fernando Alonso
Macaristan GP:Mark Webber

Belçika GP:Lewis Hamilton

İtalya GP:Fernando Alonso

Singapur GP:Fernando Alonso

11 Ekim 2010 Pazartesi

Hiddink Haklı Beyler



Almanya karşısında aldıkları 3-0'lık mağlubiyet sonrası A Milli Takım ve teknik patron Hiddink göreve geldiği günden beri hiç eleştirilmediği kadar eleştiriliyor. Gazetelerde, bültenlerde, televizyonda, orada burada her yerde takımın aldığı mağlubiyet konuşuluyor. Lakin konuşmalarda gözlemlendiği kadarıyla eleştiriler genellikle Hiddink üzerinde yoğunlaşıyor. Ancak her zamanki Türk mantığımız devreye giriyor ve başarıda "Eh hocamız dünya çapında" diyen çığırtkanlar ilk grup mağlubiyetinde "Bu nasıl kadro kurmak böyle?" der oluyor. Gelin bu noktaya gelene kadar Hiddink'in yaptığı yanlışları ve bizim Hollandalının yaptıklarını yorumlarken yaptığımız yanlışları analiz edelim:

Hiddink'in yardımcısı Oğuz Çetin'in çıkardığı 11 her ne kadar Kazakistan ve Belçika maçları kazanılmış olsa da çok fazla eleştirildi. Teknik adam bu eleştirilerden feyz almış olmalı ki Panzerler karşısında değişikliğe gitti. Bu kumarın tutması gerekirdi ancak baskılı orta sahayı bozan pek çok etmen Hiddink'in elini kolunu bağladı.

Aurelio'nun sakatlanması, Özer'in sağ kanada çekilmesi, beklerin ters kanatlarda oynatılması, Volkan'ın kadroya alınmaması, kendi liginde asist hat-trickleri yapan Türk "wonderkid" Nuri'nin kadroda kendine bir türlü yer bulamaması... liste uzayıp gidiyor. İşi biraz kurcaladığınızda, tıpkı Oğuz Çetin polemiği gibi bir gerçekle yüzleşiyoruz: Hiddink ligi takip etmiyor! Her ne kadar ilk iki grup maçında müsamaha gösterilse de artık hocanın da ligdeki gelişmeleri iyi takip edip milli kadroyu gençlere de şans vererek oynatması gerektiği gerçeği ne yazık ki bu maçla ayyuka çıktı.

Arda bilmecesi ve ameliyatı meselesinde gereken sorumluluğu zamanında almayıp sakat olduğu belli olan oyuncuyu milli takımda oynatması (bkz Belçika maçı) Hiddink'in eksi karnesine yazılan bir diğer dipnot. Tercihleri konusunda bir diğer yanlışı da Semih 'iısrarla sonlara saklaması. Artık kabak tadı veren nöbetçi golcü Semih geyiğinden bir an önce bu takımın kurtulması gerek.

Her ne kadar ligde de istediği formu tam tutturamasa da Hiddink'in en azından bu maç için Halil yerine Semih tercihiyle başlaması gerektiği artık 5 yaşında çocuklar tarafından bile dile getiriliyor. Ki bu gerçeği Halil'in birebir pozisyonda kaçırdığı akıl almaz gol de haklı çıkarır nitelikteydi. Elimizdeki en tecrübeli milli forvetimizi kullanmaktan öyle çekiniyoruz ki, işi devşirme futbolcuların, Emenike'lerin milli formayı giyip giymemesi gerektiğini tartışmaya kadar getirdik. Bu arada bir Mevlüt vardı ne oldu ona?

Faturayı hocaya kesmeyi seven spor yorumcularına ise eleştiriler bir elin parmağını geçiyor. Sabırsızlığımız öyle bir noktaya geldi ki, daha bu yıl içinde milli takımın başına getirdiğimiz teknik direktörün ipini çekmeye hazırız. Şimdi düşünmek gerek, Ferguson Manchester United macerasına başlarken tüm maçlarını kazanmış mıydı? Hadi milli takımdan örnek verelim. Bizi evire çevire yenen Almanya'nın teknik direktörü Löw, Klinsmann'dan 2006'da aldığı enkazı bugünkü genç ve iyi iş yapan kadroya evirirken hiç mi sıkıntı yaşamadı? Eğer bu kadroyu turnuvada görmek istiyorsak, artık biraz sabır etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Tanjevic'i yere göğe sığdıramayan sevgili spor(!) yorumcuları bu gerçeğin farkına varıp biraz susmayı bilmeli. Farkında mısınız bilmiyorum ama bu takım şu anda grupta 3. sırada ve muhtemel bir Azerbaycan galibiyetiyle 9 puan toplamış olacak.

Bir de şu var ki, mağlup olduğumuz takım son Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve dünya sıralamasında 3. sırada. Bunu mağlubiyeti meşrulaştırmak için söylemiyorum. Ama Belçika karşısında galibiyet alan takım övülürken aynı takımın bir ay sonra yerden yere vurulması da feci bir tutarsızlık barındırıyor. Hiddink'in bugün verdiği demeçlerde değindiği gibi bu adamlar özeleştiri yapmayı ve kendilerini düzeltmek için çaba harcamayı biliyorlar. İlacımız belli, balık hafızalı bir millet olarak Azerbaycan'ı Bakü'de yendiğimiz takdirde bu eleştiriler yine kesilecek.

İyi de oynasa kötü de oynasa bu kadronun "Milli" takım olduğunu ve yenmenin de yenilmenin de bu oyunun içinde olduğunu sağlıklı bir şekilde yorumlayarak abartısız övgü ve yergilere yer veren bir reaksiyon yapısına artık kavuşmak gerektiğini tekrar tekrar söylüyorum. Bunu beceremdiğimizde hangi turnuvaları televizyon kanallarında izlediğimizi hatırlamak isteyenler için de sadece "2004" ve "2006" diyorum!


Amerika Açık günlüğü-2


Clijsters,Amerika Açık 2010 tek kadınlar şampiyonu.
Amerika Açık'ı daha önce 2005 ve 2009 yıllarında da kazanan Belçikalı raket böylece hem kariyerinin hem de bu turnuvadaki üçüncü Grand Slam zaferine imza attı.


Nadal,Amerika Açık 2010 tek erkekler şampiyonu.
İspanyol raket,bu zaferle birlikte kariyer Grand Slam'i yapan en genç tenisçi ünvanına sahip oldu.

Amerika Açık günlüğü-1


Federer ve sanat...


Nadal'ın ilginç sevinç gösterisi.


Soderling'in logo'su bu olsun!


Wawrinka'nın enfes forehand vuruşu.


Wozniacki:'Eyvah!Kafasına gelirse bittim ben'.


Dent, bu vuruşuyla tenis terimlerine bir yenisini ekledi:'Gömme'


Tipsarevic'in bu hareketini biz de anlamadık. Galiba 'kısa kes' diyor.


Nadal:'Yeni bantlamıştım halbuki.Ne ara söküldü?'


Gallovits,tam da futbol tabiriyle 'araya pas' atıyor.


Monfils,backhandin sınırlarını zorlamış.