23 Ocak 2011 Pazar

İkinci Devreye Girerken Kısa Kısa



Turkcell Süper Lig'de 18. hafta mücadeleleri devam ediyor. Bugün oynanacak Galatasaray-Sivasspor mücadelesi ve yarınki Kayserispor-İBB maçlarıyla zirve yarışındaki mücadelede işler iyice rayına oturacak diyebiliriz.

Haftanın açılış mücadelesinde, devre arasında kurduğu "Portekizli Çete"yle kadrosunu daha da iddialı hale getiren Kartallar kendisi için oldukça önemli 3 puanı farklı şekilde kazanarak Buca karşısında elde etti. Maçın en önemli anlarında sürekli topu ayağında tutmayı bilen taraf olan Beşiktaş, ilk yarı itibarıyla 3-0'lık üstünlüğünü maça yansıttığında ipler zaten kopmuştu diyebiliriz. Ancak elde edilen 5-1'lik galibiyet ilk devrede görüp çok ahlayıp pufladığımız defans zaafiyetlerini kontra hücumlardaki acemice hataları kapamaya ne yazık ki yetmiyor. Yine de tablonun mutlu eden yüzüne bakarsak bu maç iki açıdan çok önemliydi:


Yeni devrenin ilk maçı olmasının ve yeni transferleri canlı izlemek istemelerinin de nedeniyle Beşiktaşlı taraftarın tribünleri hınca hınç doldurması bu takım için çok önemli bir görüntüydü. Beşiktaş gibi gücünü ve motivasyonunu taraftarının tezahüratlarından alan bir takımın 90 dakika boyunca bu görüntüyü vermesi ve adeta ligde lider konumdaki bir takımmış gibi taraftarıyla kenetlenmesi çok önemliydi. Bu başlangıç aslında taraftarın da mental açıdan ne kadar rahat ve takımına ne kadar güvendiğinin açık bir görüntüsüydü. Maçın önemli olmasının ikinci bir boyutu da yeni transferlerin hafta içindeki kupa maçı ve nispeten kolay rakip Buca karşısında oynayarak bu periyodu kayıpsız bir şekilde atlatabilmeleri. Bu geniş kadronun teknik açıdan olduğu kadar zihinsel açıdan da iyi konumda bulunmalarının Beşiktaş'ın sezon sonuna kadarki yarışında ne kadar önemli olduğunu da iyi bilen teknik ekip mümkün olduğunca kolay maçlarda onlara süre tanımaya çalışıyor. Dn Manuel Fernandes'in ikinci yarı girmesi aslında Scuhster'in bu düşüncede olduğunu bize gösterir nitelikteydi.

Beşiktaş'ın bu devredeki şampiyonluk yarışını etkileyecek en önemli olay kesinlikle evinde kazanması muhtemel derbiler. Fikstürü diğer takımlara çok daha avantajlı olan Kara Kartallar'ın en ciddi sınavlarına henüz zaman olsa da haftaya oynayacağı İBB maçı ve hemen sonraki haftaki Karabükspor maçları belki de bu rallideki en keskin viraj. Ligin iki flaş ekibine karşı en az 4 puan alabilirse, ilk dörtteki yerini sağlamlaştırıp daha somut bir şekilde önüne bakabilecektir. Bu arada geçtiğimiz sezon yalnızca 3 gole imza atan Nobre'nin son maçta attığı iki golden sonra şimdiden 8 gole ulaşması da yüzleri güldüren bir diğer anekdot oldu. Almeida- Bobo çekişmesinde aradan sıyrılıp kendini Schuster'e tam anlamıyla ispat etmesi için önünde hiçbir engel yok gibi görünüyor.

Fenerbahçe'nin dün akşam karşılaştığı Medical Park Antalyaspor takımından 1-0'lık galibiyet sonucunda aldığı 3 puan da gitgide açılan puan farkı makasına bir dur demek için iyi bir hamle oldu. Trabzonspor'un itirazlarla geçen ve penaltısının verilmediği karşılaşmada bıraktığı iki puan bu hafta en çok sarı-lacivertlilerin yüzünü güldürdü. İlk devredeki organizasyonsuz yapının değiştiğini söylemek çok zor. Aykut Hoca, milyon dolarlar verip aldığı üst düzey iki topçusunu tam randımanlı şekilde kullanmayı hala daha beceremediğini dün akşam bir kez daha gösterdi. Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ın sahip olduğu kadro derinliğine sahip olmadığını söyleyebiliriz ancak ellerinde bulundurdukları savunma oyuncularının şu anda ligin en iyileri olduğu ve üzerine de günbegün kattıkları bir gerçek.


Yobo- Lugano aşısı tutmuş görünüyor. Sol bekte artık kabak tadı veren Santos'ta bile birtakım değişiklikler var denebilir. Gelelim Gökhan Gönül'e. Dün akşam attığı müthiş gol bir yana, bu takıma geçen sezon sakatlığından dolayı yardımcı olamadığı geçen sezonun büyük kısmında yerini doldurmakta zorlanan Fenerbahçe için ne kadar değerli bir adam olduğunu bir kez daha gösterdi. Golünü atması bir yana, mücadeleden bir an olsun kopmayan asabi, sert oyunuyla kendi mevkisinde ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu tekrar gösterdi. Fenerbahçe taraftarları şimdi sezon başından beri istikrarlı görüntü içindeki Emre- Gökhan - Lugano üçlüsüne diğer oyuncuların da destek vermesi gerektiğini düşünüyor. Ki taraftara çoğu zaman saç baş yolduran Volkan bile dün akşam sahanın en iyilerinden biri olarak formunu kaldığı yerden devam ettirdiğini bir kez daha gösterdi.

Alex'in yadsınamaz katkısının sezon başından beri pek de faydasını göremeyen Senegalli forvet Niang ise eminim ki birkaç hafta içerisinde kendisini bulacak. Kocaman'ın kısa sürelerle de olsa sol kanatta serbest rol verdiği Fransa Ligi'nin geçen yılki gol kralı, klasını konuşturabileceği pozisyonun o olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Aykut Kocaman bakalım ikinci yarıda hücum kurgulamasında Niang'ı solda düşünüp ortaya Semih-Güiza ikilisinden birini monte edebilecek mi? Eğer bunu yaparsa Alex'i çok daha serbest oynamaya itebileceğini biliyor olmalı.

Fenerbahçe'nin önünde bu devre ciddi sınavlar var. Haftaya liderle Saracoğlu'nda karşılaşacak sarı-lacivertliler, peşpeşe Kayseri ve Beşiktaş maçlarına çıkacak. Şubat ayını en az kayıpla kapatabilirlerse, şu anki yerlerini koruyup Bursaspor'un birkaç puan önünde kalmaları ihtimal dahilinde gözüküyor.

Gelelim Lider'e. Trabzonspor devre arasını iyi değerlendiren ekiplerdendi. Bu haftaki Ankaragücü beraberliği için yapılabilecek tek yoruk iki puan kaybettiler olmalı. Çünkü gerçekten de iyi bir şekilde kenetlenen ekipte ilk devreden farklı bir tablo yoktu, en azından ilk maç itibarıyla. Jaja kaldığı yerden gollerine devam ediyor. Diğer forvetlerinin üretkenliğinin bittiği yerde devreye girmeyi çok iyi bilen Jaja da aslında bu kenetlenmenin güzel bir örneği. İnsan sarrafı diyebileceğimiz Şenol Güneş'in bu tarz oyuncuları kazanmada pek çok methoda ve manipülasyona başvurduğunu hep duyuyoruz. Takımdaki şampiyonluk inancı da aslında bu motivasyonun gücünü gisterir nitelikteydi.


Trabzonspor için işler hala yolunda. -Bursaspor yarınki maçını kazansa bile- hala 3 puan farkla liderlik koltuğunda ve takımda diğer ekiplerin yaşadığı ölçüde ciddi sakatlıklarla sezona devam etmiyor. Haftaya Fenerbahçe deplasmanında göstereceği mücadele aslında Mart ayına kadar başka ciddi karşılaşması olmayan Karadeniz Ekibi için önemli bir gösterge olacak. Trabzonspor'un en önemli virajları Mart ve Nisan aylarının ilk haftası. Hazır iki ay süre varken liderliğin tadını çıkarıp ellerinden gelenin en iyisini yapmayı, tabi bu arada müthiş taraftarının da desteğiyle evinde yeni maçlar kazanmayı düşünüyorlar, ki çok da iyi yapıyorlar. Geçtiğimiz sene Bursaspor'un yaptığını bu sene yapabilmeleri için tek gereken bu sakinliklerini korumaları.

Bursaspor geçtiğimiz sezonki görüntüsünden biraz uzak aslında. Her ne kadar Trabzon'u sıkı sıkıya takip etseler de Fenerbahçe'nin bu devre vitesi artıracağı da bir gerçek. Oyuncuların zaman zaman yaşadığı kulüp içi huzursuzlar da devre arasında basında yer bulmuştu. Elindeki genç oyuncuları kaybetmek istemeyen Yeşil Beyazlılar yarınki mücadelede ilk kez forma giyecek İskoç transferi Kenny Miller'la bu tehditleri savuşturup yerini sağlamlaştırmanın peşinde görünüyor. İyi bir kadroya sahip olan Yeşil-beyazlı ekibin önünde uzun bir maraton var ancak nefesleri bu sefer ipi göğüslemeye yetecek mi onu kestirmek şu anki görüntüleriyle söylemek güç.

Bakalım önümüzdeki 18 hafta bize nasıl bir tablo çizecek ve Liderlik yarışında bu sezon kim kimi kaçıncı haftada ekarte edip ipi göğüsleyecek.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Avustralya Açık 2011 (1.- 6. gün)



Erkekler 1.gün: Favorilerin günü

Tek erkekler mücadelesinin ilk günü genel itibariyle favorilerin kazandığı bir gün oldu. Dikkat çeken sonuçlar arasında Monfils'in Hollandalı rakibi Thiamo de Bakker karşısında 2-0 geriye düşmüşken, maçı oradan çevirip 3-2 ile karşılaşmadan galip ayrılması oldu. Polonyalı Kubot, 18 numaralı seri başı Querrey'i 3-2 ile geçerek büyük bir sürprize imza attı. Sam Querrey'in tiroid bezlerinden bir rahatsızlığı olduğu ve tedavi göreceği açıklandı. Şüphesiz en büyük sürpriz Davydenko'nun ilk turda Mayer'e elenmesi oldu. Mayer rakibini 3-1 ile mağlup ederek dikkatleri üzerine çekti. Kohlschreiber'in vatandaşı Kamke karşısında 2-0 geriden maçı çevirip, 3-2 ile turu geçemesi bir diğer önemli sonuç oldu.



Erkekler 2.gün: Hewitt elendi,seyirciler üzgün

İkinci gün karşılaşmalarında ilk günde olduğu gibi büyük sürprizler yaşanmadı. Ancak Avustralyalı Hewitt, turnuvanın 27 numaralı serib başı Nalbandian'a bir hayli çekişmeli geçen 5 setlik mücadele sonunda 3-2 ile mağlup oldu. Maçta her iki oyuncu da aşırı yoruldu. Nalbandian'ın ayağına kramplar girdi. 13 numaralı seri başı Tsonga rakibi Petzschner karşısında 2-0 geriye düşerek herkesi bir hayli şaşırttı. Üçüncü sette durumu toparlayan Fransız raket karşılaşmadan 3-2 galip ayrılarak tur atladı. 2. günün en üzücü haberi 13 nolu kortta oynanan mücadeleden geldi. Temsilcimiz Marsel İlhan, 10 numaralı seri başı Youzhny'e 3-0 yenildi. Sadece 3 sette direnç gösterebilen İlhan, ilk defa ana tablodan katıldığı Grand Slam mücadelesine ilk turda veda etti. 24 numaralı seri başı Gulbis'in, Alman raket Becker'e 3-0 ile yenilmesi de şaşırtıcı sayılabilecek sonuçlar arasında yerini aldı.



Erkekler 3.gün: Favoriler zorlandı

3. günün kuşkusuz en büyük olayı Roger Federer ile Gilles Simon mücadelesiydi. Daha önce Federer'e karşı oynadığı 2 maçı da kazanan Fransız raket'in İsviçreli karşısında nasıl bir performans sergileyeceği merak konusuydu. Karşılaşmanın ilk iki seti Simon ortalarda gözükmedi. Federer oyuna tamamen hükmeden taraftı. Çok kısa sürede durumu 2-0'a getirdi. Ancak üçüncü sette Fransız raket inanılmaz bir geri dönüşe imza attı. Karşılıklı servislerin kırıldığı seti Simon aldı. 4. sette de Fransız oyuncunun mücadeleci yapısı İsviçreli'ye zor anlar yaşattı. Durum 2-2 olunca herkes son seti merakla beklemeye başladı. Son sete hızlı giren taraf Federer'di. Ekselansları servis kırarak kontrolü eline aldı. Set boyunca üç-dört kere kendisinden pek de alışık olmadığımız şekilde sesli tepkiler duyduk. Stres altında tecrübesini konuşturan Federer seti alarak maçtan galip ayrılan taraf oldu. Gilles Simon maç sonu röportajında,'Son bölümde kazanmak için oyunu biraz daha yükseltmek gerekti. Ancak ben zaten en üst düzeyimdeydim,daha yukarı çıkamazdım' dedi. 3.gün genel olarak seri başı raketlerin çoğunun mutlaka set verdiği ve çoğunlukla setlerde tie-break oynadıkları bir gün oldu.



Erkekler 4.gün: Arjantinlilerin kara günü

4.günün ilk dikkat çeken galibiyeti Baghdatis'in Juan Martin Del Potro'yu 3-1 mağlup etmesi oldu. Bu maçı önemli kılan detay Del Potro'nun uzun sakatlık sonrası katıldığı ilk Grand Slam 'inde neler yapacağının merakla beklenmesiydi. Maça bir türlü hakim olamayan Arjantinli yıldız eski formundan çok uzakta bir görüntü çizdi. Turnuvaya veda eden bir diğer isim ise Arjantinli Nalbandian oldu. Hewitt karşılaşmasından adeta tükenmiş olarak çıkan 27 numaralı seri başı Berankis karşısında 2-0 geride girdiği üçüncü sette maçtan çekilmek zorunda kaldı. 4. günün en büyük performansı 22 numaralı seri başı Fransız Llodra'yı yenen dünya 152 numarası 1990 doğumlu Kanadalı raket Raonic oldu. Attığı akıl almaz hızdaki servislerle turnuvanın en dikkat çeken isimlerinde olan Raonic rakbini iki kere tie-break setleriyle olmak üzere 3-0 mağlup etti. 30 numaralı seri başı Brezilyalı Belluci de Hernych karşısında 5 setlik mücadele soncunda 3-2 yenildi.



Erkekler 5. gün: Yaprak dökümü başladı

5. günde, Monfils-Wawrinka mücadelesi büyük bir merakla bekleniyordu. Geçen sezonun son bölümüyle birlikte büyük bir ivme yakalayan ve sezona iyi bir giriş yapan Wawrinka'nın antrenman yaptığı 12 numaralı seri başı Monfils ile yaptığı mücadele üst düzey bir tenise sahne oldu. İlk sette oyun oldukça dengede giderken Wawrinka'nın tie-breakla seti alması ona büyük bir moral kazandırdı. İkinci setin başlarında kontrolü eline alan İsviçreli yüksek servis isabet oranı ve güçlü winnerlarıyla rakibi mental anlamda çöküntüye uğrattı. Üçüncü sette agresif oyununu sürdüren raket, Monfils'in tüm oyun planlarını bozarak maçı da 3-0 almasını bildi. Maçı belirleyen en büyük faktörlerden biri Wawrinka'nın backhandleri oldu. Tek el backhandi olan sayılı tenisçiden biri olan İsviçreli raket, backhandlerinden bulduğu yüksek isabet oranıyla herkesi büyüledi. 220 km civarında kullandığı servislerle ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteren raket Monfils gibi bir oyuncu karşısında çok önemli bir galibiyete imza attı. Djokovic-Troicki mücadelesi günün sonucu merakla beklenen bir diğer mücadelesiydi. Sırp takımıyla Davis Cup şampiyonluğu yaşayan iki oyuncunun mücadelesi Troicki'nin sakatlık sebebiyle ilk set sonunda çekilmesiyle erkenden bitmiş oldu. 28 numaralı seri başı Gasquet, Berdych'e 3 set sonunda mağlup oldu. Ljubicic de Almagro'ya 3-0 yenilerek turnuvaya veda eden bir diğer seri başı raket oldu.



Erkekler 6.gün: Tomic serüveninin sonu

6. günün merakla beklenen karşılaşması Avustralya'nın halk kahramanı haline gelen 1992 doğumlu dünya 199 numarası Bernard Tomic'in İspanyol raket Rafael Nadal ile yapacağı mücadeleydi. Son iki yıldır burada 2. tur oynayan Avustralyalı raketin bu sene 3. tura yükselmesi Avustralyalı seyircileri adeta çılgına çevirdi.



Oynadığı karşılaşmalarda seyirci desteğini fazlasıyla alan Tomic'in dünya bir numarası karşısında neler yapacağı konuşuluyordu. İleriki yıllarda önemli bir yıldız olacağı konuşulan ve Nike ile ciddi bir sponsorluk anlaşması yapan genç yetenek Nadal karşısında ilk sete oldukça iyi başladı. Servis oyunlarında rahat gözüken Tomic, oyunun ilerleyen bölümlerinde kontrolü Nadal'a kaybetti. İlk seti 6-2 alan İspanyol raketi tahmin ettiğinden daha zor bir ikinci set bekliyordu. Nadal'ın servislerini kıran Tomic bir anda 4-0 öne geçti. Fakat bu noktadan sonra oyuna geri dönen Nadal seti 7-5 aldı. Üçüncü sette oyuna ağırlığını koyan İspanyol raket seti 6-3 alarak karşılaşmadan 3-0 galip ayrıldı. İspanyol raket maç sonrası verdiği röportajda form olarak %100'ünde olmadığını,turnuva öncesi geçirdiği ateşli hastalığın etkilerini hala hissettiğini ve çok çabuk yorulduğunu belirtti. Murray'nin bir rakibin daha rahat bir oyunla mağlup ettiğine şahit olduk.



Henüz çok ciddi rakiplerle oynamamış olsa da Murray'nin performansı dikkat çekici. Soderling kariyerinde ilk defa oynadığı Avustralya Açık'ta 3. turunda galip gelmesini bildi. Günün en büyük sürprizini ise 13 numaralı seri başı Tsonga'yı 5 setlik mücadele sonunda yenen Ukraynalı raket Dolgopolov oldu. Tenis dünyasının gündemine oturan Raonic, 10 numaralı seri başı Youzhny'i 3-1 ile geçerek rüya gibi geçen turnuvada bir üst tura yükseldi.



Kadınlar 1.gün: Favoriler çok rahat

Tek kadınlar birinci gününde seri başları raketler rakipleri karşısında zorlanmadan adlarını bir ust tura yazdırdılar. Sürpriz sayılabilecek sonuçlar arasında 28 numaralı seri başı Hantuchova'nın Rus rakibi Kulikova'ya yenilmesini gösterebiliriz. Turnuvanın 17 numaralı seri başı Rezai'nin de ilk turda Çek rakibi Strycova'ya 2-1 yenilerek turnuvaya veda etmesi, özellikle geçen sene ciddi bir çıkış yakalayan Fransız raketin sezona iyi başlamadığını gösteriyor.



Kadınlar 2.gün: Eski bir numaranın vedası

Kadınlarda ikinci günün en dikkat çeken maçı eski bir numara Safina ile Clijsters mücadelesiydi. Belçikalı raket rakibini 6-0,6-0 ile geçmesi gözleri bir anda Safina'ya çevirdi. Rus raketin mağlubiyeti pek de sürpriz sayılmazdı ancak rakibi karşısında hiç bir varlık gösterememesi eski formundan çok uzak olduğunun bir kanıtıydı. Safina karşılaşma sonrası kişisel twitter hesabından çok yakında ciddi değişikliklere gideceğini duyurdu. Günün bir diğer şaşırtıcı sonucu ise 19 numaralı seri başı Ana Ivanovic'i yenen Rus raket Makarova oldu. Maç boyunca konsantrasyonunu hiç kaybetmeyen taraf Makarova'ydı. 2008 yılı Roland Garros zaferi sonrası ciddi bir düşüşe geçen Ivanovic'in henüz hazır olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Makarova'nın etkili servisleri karşısında bir hayli zorlanan Sırp raketin turnuvaya erkan vedası herkesi şaşırttı.



Kadınlar 3.gün: Seri başları formda

3. gün seri başı raketlerin karşılaşmalarını rahat kazanmaları sonucunda bir önceki güne oldukça sakin geçti. 21 numaralı seri başı Wickmayer'in Sevastova'ya yenilmesi günün sürpriz sayılabilecek iki karşılaşmasından biriydi. Genç raketin Grand Slam mücadelelerinde daha iyi sonuçlar alabilmesi için mental anlamda bir üst seviyeye çıkması gerekiyor. Diğer şaşırtıcı sonuç ise geçtiğimiz yıl Wimbledon'da yarı final oynayarak dikkatleri üzerine çeken Pironkova'nın Romen rakibi Niculescu'ya 2-0 yenilmesiydi.



Kadınlar 4.gün: Jankovic'in erken vedası

4. gün şüphesiz Jelena Jankovic'in Çinli rakibi Peng karşısında aldığı 2-0'lık mağlubiyetle anılacak. 2008 yılında 1 numaraya yükseldikten sonra kariyeri düşüşe geçen tenisçilerden biri olan Jankovic'in 2.turda elenmesi kadınlar tenisinde dengelerin bir hayli değiştiğine kanıttı. Özellikle ilk tur eşleşmelerinde sıralamada kendinden altta olan oyunculara karşı favorilerden bazılarının mental anlamda sıkıntı çektiklerine şahit oluyoruz. Rumen Cirstea da 10 numaralı seri başı Peer'e 2-0 yenilip turnuvaya veda edenler kervanına katıldı. 2009 Roland Garros çeyrek finali sonrası bir türlü üst sıralarda tutnamayan dünya 98 numarası bu sezona da formda girmediğini gösterdi. 18 numaralı seri başı Maria Kirilenko'nun Çek rakibi Benesova karşısında varlık gösterememesi 2-0 mağlup olup,turnuvadan elenmesine sebep oldu. Geçen sene burada yarı final oynayan Rus raket eski formundan bir hayli uzak gözüktü. Günün bir diğer şok eden vedası ise 24 numaralı seri başı Kleybanova'nın genç Rumen tenisçi Halep'e yenilmesi oldu.



Kadınlar 5.gün: Henin ve Williams elendi

5. güne kadınlarda iki yıldız ismin vedası damgasını vurdu. 11 numaralı seri başı ve geçen sene burada final oynayan Belçikalı raket 23 numaralı Kuznetsova'ya 2-0 yenilerek turnuvaya veda etti. Karşılaşmanın büyük bölümü Kuznetsova'nın hakimiyetinde geçerken ikinci seti tie-breakla alan Rus raket bir üst tura yükseldi. Kuznetsova'nın maç içindeki oyun hakimiyeti ve kendinden emin hareketleri sezona çok iyi hazırlandığını gösterirken, Henin de turnuvaya erkenden veda etmiş oldu. Bir diğer önemli veda ise Petkovic ile karşılaşan Venus Williams'ın sakatlık sebebiyle ilk setin 6. dakikasında maçtan çekilmesiyle gerçekleşti. Sakat olmasına rağmen maça çıkan Amerikalı yıldız tenisçi karşılaşma sonrası tenisi çok sevdiğini, sakatlığını atlatır atlatmaz kortlara geri dönmek istediğini belirtti. Günün merakla beklenen karşılaşması Alman Goerges ile Rus raket Sharapova arasına oynanacak 3. tur mücadelesiydi. Yaşadığı ciddi omuz sakatlığı sonrası eski günlerine dönmek isteyen eski bir numara Sharapova, geçtiğimiz sene yakaladığı çıkışla dikkatleri üzerine çeken Goerges karşısında maça istediği gibi başlayamadı. İlk seti kazanan Alman raket, üstün oyununu diğer setlerde koruyamayınca maçtan 2-1 mağlup ayrıldı. Goerges'in oyununu geliştirmeye devam eder ve mental olarak kendini hazır tutarsa hiç şüphesiz çok kısa bir süre içerisinde kendisine üst sıralarda yer bulabilir. Sharapova hırsı ile göz doldursa da oyun anlamında eski formuna ulaşması için hala zamana ihtiyaç duyduğu çok açık.



6. gün: Avustralyalı seyirciler üzgün

Rod Laver arenada oynanan Stosur-Kvitova mücadelesi Avustralya seyircisinin merakla beklediği karşılaşmalardan biriydi. Bütün ümitlerini Stosur'a bağlayan seyirciler, 5 numaralı seri başı olan temsilcilerinin yenilmesiyle büyük üzüntü yaşadılar. Geçen sene Roland Garros'ta final oynayan dünya 6 numarası, geçen sene Wimbledon'da yarı final oynayarak büyük bir başarıya imza atan Çek raket Kvitova'ya 2-0 yenildi. Maç boyunca büyük bir mücadele örneği gösteren Kvitova backhandlerini geliştirirse hiç şüphesiz üst sıralarda göreceğimiz bir tenisçi olabilir. İtalyan raket Pennetta'nın, İsrailli raket Peer'i 2-1 ile mağlup ederek dikkatleri üzerine çekti. Benesova, Kleybanova'yı da yenerek çıkışını sürdürdü. Oyun olarak çok ciddi bir gelişme gösteren Makarova ise 13 numaralı seri başı Petrova'yı yenerek turnuvanın dikkat çeken isimleri arasına adını yazdırdı.

Roger Federer 2010



Roger Federer'in 2010 sezonu harika bir Grand Slam zaferiyle başladı. Sezona harika bir giriş yapan İsviçreli raket geçirdiği akciğer enfeksiyonu sonrası bir anda formunu kaybetti. Önce Roland Garros ardından Wimbledon'dan sürpriz bir şekilde elenen Federer, uzun bir aradan sonra ilk defa bir antrenörle çalışmaya başladı. Amerika Açık yarı finalinde talihsiz bir şekilde elenen raketin üzerindeki kara bulutlar sezonun sonlarına doğru dağılmaya başladı. Ritmini bir türlü bulamaması yüzünden kötü geçen sezon, müthiş bir finalle son buldu...

2010 sezonuna iyi bir başlangıç yaptı Federer.Ancak kariyeri boyunca çıtayı o denli yükseltmişti ki, tenis tarihinin tartışmasız en iyisi İsviçreli raket,değil bir maçı kaybetmek,set kaybettiğinde dahi hemen eleştirilmeye başlanıyordu. Abu Dhabi'de ATP takviminde olmayan Dünya Tenis Şampiyonasında Soderling'e çok çekişmeli geçen bir müsabaka sonunda kaybettiğinde durum yine aynıydı. Federer'in eski gücü yok muydu,efsane raketin nesi vardı soruları gündemi meşgul ediyordu. 7-6,6-7,2-6 ile elenmişti ne de olsa! Hemen ardından Abu Dhabi'de boy gösterdi ekselansları. Başarılı bir oyun sergileyerek ilerlediği turnuvanın yarı finalinde bu kez de Rus raket Davydenko'ya 4-6,4-6 yenilmişti. Roger'ın hiç şansı yoktu. Eleştiriler senenin hemen başında yine ortaya çıkmıştı. Soruların çoğu içi boş,popülist sorulardı:Neden kaybettin?Artık eski formunda değil misin? Sabretti Federer. Tenis kariyeri ona başarıları kazanmanın yanı sıra,mental sorunlarla da baş etmesini öğretmişti.Avustralya Açık öncesi ritmini bulmak ve Grand Slam zaferlerine bir yenisi eklemek istiyordu.



'Love for the game'
Avustralya Açık öncesi 'samimiyetsiz okumuş cahiller' ile skor seviciler her zamanki gibi iş başındaydılar. Medyada okuduğumuz bir çok haberde,'Federer çok kazanmadı mı,teniste bir yaş kuralı olmalı' gibi çirkin açıklamalarla ortada dolaşıyorlardı. Federer tabii ki bunlara kulak asmadı. Oyununu oynadı ve şampiyon oldu. Melbourne'deki turnuvada şampiyon olmak için önemli rakiplerlerle oynadı. Dördüncü turda Hewitt,sonrasında sırasıyla Davydenko,Tsonga ve finalde Murray. Avustralya Açık'ı kazanmayı özlemişti Federer. 2008'de yarı final,2009'da final onu tatmin etmemişti. Edemezdi zaten. Murray'i 6-3,6-4,7-6 yendiğinde 16.Grand Slam zaferi ile bir kez daha rekor kırıyordu. Nasıl en büyük turnuvalara hala motive olmayı başarbiliyorsun diye sorduklarında,'Love for the game, like it's always been' diyordu Roger,tenis aşkından bahsediyordu...'Eskiden imkansız olduğunu düşündüğüm bir çok hayalimi,amacımı gerçekleştirdim.Tenis oynarken zevk almaya,eğlenmeye çalışıyorum,özellikle daha önce hiç olmadığı gibi,daha güzel bir şekilde,bir baba olarak' dedi bir röportajında.Bu kadar çok Grand Slam kazanma konusunda sorulan sorulara şu şekilde cevap verdi tenis efsanesi,'Bunun arkasında bir sır yok.Çok yetenekli bir oyuncuyum(gülüyor).Her zaman bende özel bir şey olduğunu bilirdim ama neye benzediğini bilmezdim. Doğru şutu doğru zamanda vurabilmem için çok çalışmam gerekti...Son beş yılda tenis çok değişti.Kariyerime başladığımda tenis farklı oynanıyordu...Yeni jenerasyon tenisçiler beni daha da iyi bir oyuncu yaptı.Buradaki performansım,uzun zamandan beri, en iyilerinden birisiydi belki de sonsuza dek en iyisi...Bir rekor daha kırmıştı Roger Federer:23 kez ard arda Grand Slam yarı finali. Bunu,kariyerimdeki en inanılmaz başarılarımdan biri diye nitelendirmişti İsviçreli.



İsviçreli raket, kendi adına 2003 yılında kurduğu vakfın çalışmaları kapsamında Etiyopya'ya ziyarete gitti. Ziyareti için kendisini karşılamaya gelen çocuklar Federer'i, 'Roger,Our Father' (Roger bizim babamız) adlı bir şarkıyla karşıladılar.

Federer sezonu Grand Slam ile açmışken rahatszılandı. Teşhis,akciğer enfeksiyonuydu. Hastalığı onu oldukça yıpratmıştı. Dubai'deki turnuvadan (daha önce burada 4 şampiyonluğu vardı) çekilmek zorunda kalmıştı. Düzenlediği basın toplantısında,'Nefes almakta zorlanıyorum. Çok yorgun hissediyorum' dedi. Belki de en kötüsü rahatsızlığın etkisinin ne kadar olacağı ya da ne zaman tam anlamıyla iyleşeçeğinin tahmin edilememesiydi. Dubai'deki turnuvadan çekildi.

Hastalıkla mücade çok yormuştu Federer'i. Katıldığı ilk turnuva olan Indian Wells'te 3. turda elenmesi bunun bir kanıtıydı. Tedavi süreci onu belki de tahmin ettiğinden daha çok yoracaktı. Bir yandan da antrenman yapması gerekiyordu. Tabii ki önce sağlık geliyordu. Miami'de 4.turunda Berdych'e yenilmesi ritmine henüz kavuşamadığını gösteriyordu. Tam 62 basit hatayla bitirdi maçı. Oyunu bir anda yavaşlamıştı. Sert kort sezonunu çok formsuz kapadı.

'Zor zamanlar'

Roland Garros yaklaşıyordu. Toprak kort ve Nadal. Medyada, formsuz Federer'in ne zaman kendine geleceğini sorulurken, yaşı ile yaptığı değerlendirmelerde bu süreçten sonra geri dönmenin çok zor olacağı belirtiliyordu. İsviçreli bunlara pek de kulak asmadı. Oyunun yavaşladığının o da farkındaydı. Bir an önce onu ayağa kaldıracak bir hamleye ihtiyacı vardı. Ancak belki de en büyük sıkıntılar şimdi başlıyordu...

İsviçreli raket, Roma'da hem teklerde hem de Allegro ile çiftlerde mücadele etti. Teklerde 2.turda elenirken,çiftlerde çeyrek finalde kaybetti. 2000 yılından itibaren ilk defa toprak kort sezonunun ilk maçını kaybediyor,2002'den beri ilk defa üç turnuva üst üste çeyrek finale kalamıyor ve 2002'den beri ilk defa Roma'daki bu turnuvada ilk maçını kaybediyordu.



İsviçreli raket, Roma'dan sonra İspanya'da Estoril Open'a katıldı. 2008'de burada zafer gören Federer, biraz olsun daha iyi oynamaya başlamıştı. Sezon içinde ritim kaybetmek bedenini fazlasıyla zorluyordu. Montanes'e yarı finalde kaybetti. Basın, İsviçreli raketin üzerine gelmeye devam ediyor, adeta onu bitirmeye çalışıyordu. Talihsiz bir sakatlıkla bir anda büyük güç kaybeden Federer, diğer yanda gittikçe kuvvetlenen, toprak kort sezonuyla beraber atağa geçen bir Nadal vardı. İsviçreli sürekli yaşı üzerinden yapılan eleştirilere sakin bir yanıt verdi:'Formumdan memnunum'.



Madrid Open, Roland Garros öncesi son prova niteliği taşıyordu. Turnuvanın favorisi Nadal'dı. Oyununda biraz daha hareket kazanmış gibi görünse de mental olarak gittikçe kötüye gittiğini söyleyebiliriz. Bütün olumsuzluklara rağmen finale kadar gelmişti İsviçreli. Fakat finalde Nadal'a 2-0 yenildi.

'Artık bir numara değil'

Federer, Roland Garros'a şampiyonluk ünvanını korumak için geliyordu. O, çok istediği ve kupayı kazandığında sanki ilk Grand Slam zaferi gibi ağladığı Roland Garros'a...


Federer, Fransa Açık'a iyi bir başlangıç yaptı. Rakiplerini geçerken rahat görünse de oyunu aynı şeyi söylemiyordu. Çeyrek finale kadar set kaybetmeden gelmesi olumlu bir veri olarak değerlendirilebilir ama hem servisi hem de oyunu Federer gibi değildi. Bir kere servis hızında az da olsa bir düşüş vardı. Set içinde bazı bölümler hariç sürekli savunmada kalıyordu. Tekniği ona yardımcı oluyor ama oyuna hakim olamıyordu. Ancak görmeye alıştığımız o kusursuz oyun ortada yok diye biraz fazla haksızlık yapılıyordu. Zira oyunu eleştirmek kisvesi altında, büyük bir çoğunluk tarafından gelmiş geçmiş en iyi tenisçi olarak kabul edilen Federer'i bitirme kampanyası başlatan tenis yorumcularının yaptıkları akla, mantığa sığmaz cinstendi. Eğer iyi bir tenis takipçisiyseniz o günlerde yazılan bazı makalelerin İsviçreli'yi mental olarak bitirmek için hazırlandığına şahit olmuşsunuzdur.



Gelelim tekrar turnuvaya. Federer, çeyrek finale kadar gayet rahat bir şekilde geldi. Ancak çeyrek finalin oynanacağı gün her şey ters gitmişti. Yağmur yüzünden sürekli ara verilen oyun İsviçrelinin ritmini oldukça bozmuştu. Karşılaşma boyunca gökyüzünde kara bulutlar eksik olmadı. Bir yağıp bir dinen yağış Federer'in oyununu, etraftaki kasvetli hava ruhumuzu temsil ediyordu sanki. İsviçreli raket, Söderling karşısında kötü oynuyordu. Söderling ise en iyi oyunlarından birini çıkarıyor, servislerinde ulaştığı yüksek hızlarla ne kadar formunda olduğunu gösteriyordu. Federer maçı 3-1 kaybetti ve çeyrek finalde elendi. Asıl can yakan ise Federer'in 285. hafta sonra 2 numaraya gerilemiş olmasıydı. Üstelik Sampras'ın toplamda 286 hafta rekorunu egale etmeye sadece bir hafta kala. Nadal Roland Garros'u kazanarak Federer'in rekor kırmasına engel oldu.

'Değişen dengeler'

Sezonun bu döneminde gittikçe ritmini arttıran Nadal artık bir numaradaydı. Federer hem formunu bir türlü bulamamasına hem de 1 numarayı kaybettiği için üzülüyordu. Kötü giden sezon bir kabusa dönüşmüştü. Çıkış noktası arıyordu Federer,düşünceliydi.

Bu noktada yapılacak tek şey mental olarak bir hazırlanmaktı. Federer kötü gidişe ancak kafasını rahatlatarak son verebilirdi. Hayranları ona inanıyordu,başarabilirdi. Basında çıkan olumsuz haberlerin onu yıpratmasına izin vermemliydi. O, en iyisiydi. Bunun gibi zor dönemleri atlatmasını çok iyi biliyordu. Böyle bir dönemde şu sözlere hafızalara kazındı: 'Her zaman şimdiki zamanı yargılamak zorunda değilsiniz. Sürekli kazanmak, bazen onun için ne kadar uğraştığınızı unutmanıza sebep olabiliyor. Bazen kaybetmek de iyidir'

'Her şey daha da kötüye gidiyor'

Çim kort sezonu başamıştı. Bu, sezonun ikinci yarısı anlamına geliyordu. İsviçreli raket, kuşkusuz tüm bu yaşananları unutmak, yeni bir sayfa açmak istiyordu. Wimbledon öncesi, Gerry Weber Open'da oynamayı seçti. Finale kadar yine set kaybetmeyerek geldi. Oyununu bir seviye daha yukarı taşıdığı görülüyordu. Ancak unutulmamalıydı ki esas sınav Wimbledon olacaktı. Orada çok daha güçlü rakipler gelecekti. Finalde Hewitt'e biraz da şansız bir şekilde kaybetti.



Wimbledon, 2010 yılı Federer değerlendirmesi açısında çok önemli bir yere sahip. Zira Federer, çeyrek finalde Berdych'e kaybederek 2010 yılı performansı açısından dibe vuruyor, 10 Kasım 2003'den bu yana ilk defa 3 numaraya düşüyordu...

Wimbledon, Federer için çok önemli bir yere sahip. İsviçreli ilk Grand Slam zaferini burada elde ederken, bu yıla kadar kazandığı 6 şampiyonluk ile de tarihe adını yazdırmaya devam ediyor. Bu yüzden buraya aynı zamanda Federer'in Arka Bahçesi deniyor. Ancak 2010 Wimbledon hiç de beklenmedik bir şekilde sona erdi.

Wimbledon'a çok zorlu bir giriş yaptı İsviçreli raket. İlk tur mücadelesinde rakibi Falla karşısında 2-1 geriye düştü. Dördüncü sette sette durum Falla lehine 5-4 iken ve Kolombiyalı raket maç için servis kullanırken, Federer maçı oradan çevirmesini bildi ve 3-2 ile karşılaşmadan galip ayrıldı. Bu sonuç aslında her şeyi anlatıyordu. Federer dinlenmeli ve sakinleşmeliydi.

İlerleyen turlarda çok sıkıntı çekmese de çeyrek finalde Berdych'e karşı 3-1 yenildi. Maç boyunca oldukça pasif kalan,servislerde agresif return yapamayan ve servislerinde oldukça hata yapan bir Federer izledik.

'Paul Annacone dönemi'

Wimbledon'da çeyrek finalinde kaybetmek belki de Federer'in gelebileceği en kötü noktaydı.Çıktığı her maçta favori gösterilen, Grand Slam'lerin en büyük favorilerinden olan Federer görüntüsü kaybolmuştu. Kaybettiği karşılaşmanın ardından oldukça yıpranmış görünen Federer, ağrılarından bahsediyordu. Ayağında Gerry Weber turnuvasından beri bir sıkıntı olduğunu, aynı zamanda sırt ağrılarının da oynarken onu rahatsız ettiğini dile getiriyordu. Kısa ve net konuştu Roger Federer: 'Tatile gidiyorum'.

Tabii medya açısından bunlar sadece bir 'bahane' olarak değerlendirildi. Federer iyi oynamadığını biliyordu ancak konsantre olmasını engelleyen ağrılarını kimse geçerli bir sebep görmüyordu. Aylardır üstüne gittikleri Federer'i 'bitirmek' için son hamle yapılıyordu. İnternet sitelerine bu şok Wimbledon yenilgisi böyle düşmüştü: Emeklilik?



Federer kafasını rahatlatmak için ailesiyle tatile çıktı. Eşi ve çoçuklarıyla vakit geçiren İsviçrelinin hava almaya ve bu sıkıntılı ortamdan uzak durmaya ihtiyacı vardı. 23 Temmuz'da kızları Myla ve Charlene'in doğum günleri kutladılar. Federer ailesinin keyfi yerinde gözüküyordu.

Sezonun geri kalan kısmı için bir yol haritası çizmeye ihtiyacı vardı. Mental olarak dinlendikten sonra oyun içi stratejisinde geliştirmeye çalışmalıydı. Bu noktada, Paul Annacone'un Federer takımına dahil olduğu açıklandı. Açıklama iki açıdan ilginçti. Birincisi, Roger Federer'in uzun zamandan bu yana bir antrenörle çalışacak olmasıydı. Diğeri ise anlaşmanın bir aylık bir deneme periyodundan ibaret olduğu, bu süreçten sonra tam zamanlı bir anlaşmaya karar verileceğini belirtmesiydi. İsviçreli raket kariyerinin belirli dönemlerinde çeşitli antrenörlerle çalışsa da uzun bir aradan sonra bu kararı vermesi tenis dünyasını oldukça şaşırttı. Annacone, Sampras'la 1995-2001 yılları arasında çalışmış, tenis dünyasının en ünlü antrenörlerinden biriydi.



Kanada'da katıldığı Rogers Cup'a bir rekor kırarak başladı Federer. İlk turda rakibini yenerek Agassi'ye ait Master düzeyindeki en fazla maç kazanma rekorunu kırdı(210). Burada finale doğru zorlanmadan giden İsviçreli, finalde Murray'e 2-0 yenildi. Oyun anlamında Federer'de geçtiğimiz aylara göre görece yükselme vardı. Biraz daha agresif mücadele ediyor, özellikle servislerinde gayet başarılı yüzdeler elde ediyordu.

Avustralya Açık sonrası turnuva kazanamamak Federer'i sıralamada da oldukça puan kaybetmesine sebep olmuştu. Ayrıca yakında Amerika Açık vardı ve bir an önce toparlanması gerekiyordu. Moralini düzeltmek ve tekrar güvenini kazanmak için bir kupa kazanmaya çok ihtiyacı vardı. Cincinnati'deki turnuva zaferi tam zamanında gelmişti. Finale ilk turda bye olması,ikinci ve üçüncü turda rakiplerinin maçtan çekilmesiyle çok fazla oynamadan gelen Federer, Fish'i oldukça çekişmeli geçen bir mücadele sonunda 2-1 yenerek sezonun ikinci şampiyonluğunu elde etti.




Amerika Açık sezonun son Grand Slam'iydi. Federer'in Annacone sonrası formu sürekli tartışılıyordu. Oyunu belli bir ivme kazanmıştı ancak Grand Slam gerçek bir sınav olacaktı. Bu noktada önemli olan Federer'in fizik olarak kendini iyi hissetmesi ve stratejisinden belirli değişikliklere gitmesiydi. Nitekim bu gerçekleşti. İsviçreli artık daha iyi servis atıyor, özellikle slice servislerle rakiplerine korku salıyordu. Yarı finale kadar hiç set kaybetmeyerek geldi. Yarı finalde karşılaştığı Djokovic'e dramatik bir şekilde kaybetti. Final setinde 5-4 öndeyken ve durum 40-15 iken iki kez maç puanı fırsatından yararlanamayan Federer turnuvaya veda etti. Ancak buraya kadar gelmek bile ona oldukça büyük bir moral sağlamıştı. Amerika Açık sonrası belirtilmesi gereken bir başka istatistik ise 7 yıl ard arda sezonu 20 Grand Slam zaferiyle kapatıyor olmasıydı.



'Federer formunu yakalıyor'

Federer bu dönemde sıralamada puan olarak Nadal'ın oldukça arkasında kalmıştı. Hem oyun seviyesini yukarı çıkarmak hem de puan farkını azaltmak için daha çok maç oynamalıydı. Maç yaparak yeniden kendi güvenini yeniden kazanabilirdi. Grand Slam'ler bitmiş ortalık biraz durulmuştu. Federer'in aradığı fırsat işte buydu. Önce Çin'e gitti İsviçreli. Ailesini uzun yolculuklarda yormamak için yanında getirmemişti. Uzun süre sonra ilk defa Mirka yanında değildi. Burada moral depoladı Federer. Turnuada maçı olmadığı günlerde Çince dersleri aldı. Shanghai Rolex Masters geri dönüşün habercisiydi. Çeyrek finalde Söderling'i, yarı finalde Djokovic'i yendi. Finalde Murray'e kaybetse de Federer'in mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bu turnuva sonrası tekrar 2 numaraya yükselen Federer gelecek sezonu düşünmeye başlamıştı bile. Turnuva sonrası verdiği röportajda şöyle diyordu İsviçreli raket: '2 veya 3 numara olmanın hiçbir önemi yok. Ya 1 numarasındır ya da hiçbir şey'.



Sonrasında İsveç'e gitti. Mayer'i finalde yenip şampiyon oldu. 64. ATP Şampiyonluğu ile Sampras'ın rekorunu egale etti. Oradan evine, Basel'e uçtu. Kendi evinde oynamak ona ekstra bir mutluluk sağlıyordu. Yarı finalde Roddick'i, finalde Djokovic'i yendi. 65. şampiyonluk ile bir rekora daha imza atıyor, tüm zamanlarda en fazla şampiyonluk yaşayan 4. oyuncu oluyordu.
Sezonun son turnuvasını Paris'te oynadı. Yarı finale gelene kadar set kaybetmedi. Monfils'e yarı finalde 5 kez maç sayısını kaçırarak mağlup oldu. Federer için normal sezon böylece sona erdi.



'Kendinden emin'

Federer'in sezon sonuna doğru bu kadar etkili olmasını sağlayan nedenler nelerdi? Biraz da saha içine değinelim. Federer,Annacone için şunları söylüyordu. Dışarıdan bir gözün hem stratejik hem de mental anlamda yardım etmesi çok olumlu sonuçlar verdi. Farklı seslere,düşüncelere açığım. Bazı şeylere farklı açılardan bakmak oyunuma çok katkıda bulundu. Paul Annacone da Federer ile ilgili olarak: Kazanma isteği hala üst düzey. Bu kadar başarılar kazanmış bir oyunucunun hala bu seviyede olması kolay rastlanır bir şey değil. Hala çok çalışıyor. Yaşı itibariyle fiziği çok iyi. Roger gerçekten iyi durumda. Muhteşem bir yeteneği var. Ayrıca onu Federer yapan özelliklerden biri de çok fazla silaha sahip olması. Sahip olduğu hazine ona çok yardım edecek. Ben sadece onları kullanmasında yardımcı oluyorum. Annacone, Federer'e ihtiyaç duyduğu 'farklı sesi' fazlasıyla sağlamış durumda. Zaten kendisi bir başka röportajında: 'Elbette ona ekmeği nasıl keseceğini öğretmeyeceğim. Sahip olduğu silahları ortaya çıkarmaya çalışacağız' demişti.



Peki Annacone sonrası Federer'in saha içinde durumu nasıldı? Öncelikle eski güveni yerine geldi. Forehand ve backhandi ciddi biçimde güçlendi. Servis hızlarında ve tekniğinde gelişme oldu. Daha az basit hata yapmaya başladı. Sırasıyla kazandığı kupalar ona nasıl bir oyuncu olduğunu hatırlatta. Son maçların ortak özelliği çok fazla drop-shot kullanması ve agresif returnleri oldu. Toplara daha sert,kendinden emin ve agresif vuruyordu. Sene boyunca çok az kullandığı service-volley oyunlarını tekrar uygulamaya koydu. Hiç olmadığı kadar agresif bir oyun çiziyordu.

'En iyi oyunumu sona sakladım'

Federer, kendisi için oldukça zor geçen yılı güzel bir şekilde bitirmek istiyordu. Bunun için önünde muhteşem bir şans vardı: Sezon sonu turnuvası. İsviçreli raketin burada oynadığı oyunu anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalıyor. Ekselansları, kortta sanatını icra ediyordu...

Ekselansları, sezon sonu turnuvası öncesinde verdiği bir röportajda şunları belirtiyordu: 'Kendimi çok iyi hissediyorum. Oynadıkça, toplara iyi vurdukça güvenim daha da artıyor. En iyi oyunumu sona sakladım...'

Federer'in grubunda Ferrer,Murray ve Söderling vardı. Üçünü de set vermeden, harika oynayarak mağlup etti. Yarı finalde Djokovic'i zorlanmadan 2-0 ile geçti ve finale yükseldi. Finalde rakibi Nadal'dı. Karşılaşmaya o kadar konsantreydi ki kortta ne yapmak istiyorsa, onu yaptı. Drop-sohtlar, backhand-forehand winnerlar, ace'ler...Tam anlamıyla oyunu kontrolü altına aldı. Son seti 6-1 alırken, adeta şiir yazıyordu...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Zapotocny Sparta Prag'da



Gitti, gitsin, gidecek derken sonunda Çek futbolcu Zapotocny 3 yıllık Türkiye macerasına noktayı koydu ve ülkesine geri döndü. Geldiği yıl Beşiktaş'ta lig şampiyonluğunu ve Türkiye Kupası'nı kazanan, geçtiğimiz sezon Bursaspor'la yeniden şampiyonluk yaşayan oyuncu, 2 yılda 2 farklı kulüple iki şampiyonluk yaşayarak ligimize gelen yabancı oyuncular içinde ulaşılması güç bir başarı elde etmişti.

Gittiği takımla şampiyonluk yaşama geleneğini sürdürmesi ise pek zor gözükmüyor. İlk yarısının sona erdiği Çek Ligi'nde lider Viktoria Plzen ile arasında 4 puan fark olan Sparta Prag lig için oldukça kaliteli bir kadroya sahip. Eğer yeni kulübünde de şampiyonluğa ulaşırsa, 3 yıl 3 farklı kulüple şampiyonluk gibi akılalmaz bir başarıya ulaşması işten değil!

Transfer Prag temsilcisinin resmi sitesinden bildirilmesine rağmen Beşiktaş'tan bir saat önce resmi siteden yalanlama gelmesi de transferin kesinleşip kesinleşmediği konusunda soru işaretleri oluşturdu. Ancak çok büyük ihtimalle Zapo'nun kulüpten resmen ayrıldığını söyleyebiliriz.

Zaman zaman eleştirilse de profesyonel tavrıyla her zaman görevini yerine getirmeye çalışan bir oyuncu görüntüsü çizen Çek defansın yerini bakalım Beşiktaş'ın yerlileri ne kadar doldurabilecek? Fink de elden çıkarılırsa halihazırda bir boş yabancı kontenjanı kalmayacak ve defansın göbeğinde iki diri topçusu Toraman ve Ferrari'ye eli mahkum kalan kartallar ilk yarıda çok eleştirilen defans bloğunda alternatifsiz kalma lüksünü de bu transferle ortaya koymuş oldu.
Ne diyelim, umarız temsilcimiz zorlu maratonunu Zapo'suz geçirmenin planlarını yapmıştır.

4 Ocak 2011 Salı

Yine tweener yine Federer

Roger Federer kendisiyle özdeşleşen bacak arası (tweener) vuruşuna farklı bir tarz getirdi. Doha'daki ilk tur karşılaşmasının ikinci setinde bir kez daha o muhteşem tweener şutunu gerçekleştiren İsviçreli raket izleyicileri hayretler içinde bıraktı.

Federer'in son model tweener vuruşu

Su üstü Açık







Roger Federer ve Rafael Nadal bir ilke daha imza attı. 2011 sezonunun açılış turnuvası için Doha'da bulunan iki raket, su üstüne kurulan özel bir kortta karşılaştı.

Karşılaşmadan görüntüler

İnsanlık adına yardım karşılaşması





Rafael Nadal ve Roger Federer Afrika'daki fakir ülkelere yardım amaçlı iki gösteri karşılaşması düzenledi.İlk karşılaşma Federer'in vakfı yararına Zürih'te,ikincisi ise Nadal vakfı için Madrid'de oynandı.İki maçta da ev sahibi olan raket kazandı.