Almanya karşısında aldıkları 3-0'lık mağlubiyet sonrası A Milli Takım ve teknik patron Hiddink göreve geldiği günden beri hiç eleştirilmediği kadar eleştiriliyor. Gazetelerde, bültenlerde, televizyonda, orada burada her yerde takımın aldığı mağlubiyet konuşuluyor. Lakin konuşmalarda gözlemlendiği kadarıyla eleştiriler genellikle Hiddink üzerinde yoğunlaşıyor. Ancak her zamanki Türk mantığımız devreye giriyor ve başarıda "Eh hocamız dünya çapında" diyen çığırtkanlar ilk grup mağlubiyetinde "Bu nasıl kadro kurmak böyle?" der oluyor. Gelin bu noktaya gelene kadar Hiddink'in yaptığı yanlışları ve bizim Hollandalının yaptıklarını yorumlarken yaptığımız yanlışları analiz edelim:
Hiddink'in yardımcısı Oğuz Çetin'in çıkardığı 11 her ne kadar Kazakistan ve Belçika maçları kazanılmış olsa da çok fazla eleştirildi. Teknik adam bu eleştirilerden feyz almış olmalı ki Panzerler karşısında değişikliğe gitti. Bu kumarın tutması gerekirdi ancak baskılı orta sahayı bozan pek çok etmen Hiddink'in elini kolunu bağladı.
Aurelio'nun sakatlanması, Özer'in sağ kanada çekilmesi, beklerin ters kanatlarda oynatılması, Volkan'ın kadroya alınmaması, kendi liginde asist hat-trickleri yapan Türk "wonderkid" Nuri'nin kadroda kendine bir türlü yer bulamaması... liste uzayıp gidiyor. İşi biraz kurcaladığınızda, tıpkı Oğuz Çetin polemiği gibi bir gerçekle yüzleşiyoruz: Hiddink ligi takip etmiyor! Her ne kadar ilk iki grup maçında müsamaha gösterilse de artık hocanın da ligdeki gelişmeleri iyi takip edip milli kadroyu gençlere de şans vererek oynatması gerektiği gerçeği ne yazık ki bu maçla ayyuka çıktı.
Arda bilmecesi ve ameliyatı meselesinde gereken sorumluluğu zamanında almayıp sakat olduğu belli olan oyuncuyu milli takımda oynatması (bkz Belçika maçı) Hiddink'in eksi karnesine yazılan bir diğer dipnot. Tercihleri konusunda bir diğer yanlışı da Semih 'iısrarla sonlara saklaması. Artık kabak tadı veren nöbetçi golcü Semih geyiğinden bir an önce bu takımın kurtulması gerek.
Her ne kadar ligde de istediği formu tam tutturamasa da Hiddink'in en azından bu maç için Halil yerine Semih tercihiyle başlaması gerektiği artık 5 yaşında çocuklar tarafından bile dile getiriliyor. Ki bu gerçeği Halil'in birebir pozisyonda kaçırdığı akıl almaz gol de haklı çıkarır nitelikteydi. Elimizdeki en tecrübeli milli forvetimizi kullanmaktan öyle çekiniyoruz ki, işi devşirme futbolcuların, Emenike'lerin milli formayı giyip giymemesi gerektiğini tartışmaya kadar getirdik. Bu arada bir Mevlüt vardı ne oldu ona?
Faturayı hocaya kesmeyi seven spor yorumcularına ise eleştiriler bir elin parmağını geçiyor. Sabırsızlığımız öyle bir noktaya geldi ki, daha bu yıl içinde milli takımın başına getirdiğimiz teknik direktörün ipini çekmeye hazırız. Şimdi düşünmek gerek, Ferguson Manchester United macerasına başlarken tüm maçlarını kazanmış mıydı? Hadi milli takımdan örnek verelim. Bizi evire çevire yenen Almanya'nın teknik direktörü Löw, Klinsmann'dan 2006'da aldığı enkazı bugünkü genç ve iyi iş yapan kadroya evirirken hiç mi sıkıntı yaşamadı? Eğer bu kadroyu turnuvada görmek istiyorsak, artık biraz sabır etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Tanjevic'i yere göğe sığdıramayan sevgili spor(!) yorumcuları bu gerçeğin farkına varıp biraz susmayı bilmeli. Farkında mısınız bilmiyorum ama bu takım şu anda grupta 3. sırada ve muhtemel bir Azerbaycan galibiyetiyle 9 puan toplamış olacak.
Bir de şu var ki, mağlup olduğumuz takım son Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve dünya sıralamasında 3. sırada. Bunu mağlubiyeti meşrulaştırmak için söylemiyorum. Ama Belçika karşısında galibiyet alan takım övülürken aynı takımın bir ay sonra yerden yere vurulması da feci bir tutarsızlık barındırıyor. Hiddink'in bugün verdiği demeçlerde değindiği gibi bu adamlar özeleştiri yapmayı ve kendilerini düzeltmek için çaba harcamayı biliyorlar. İlacımız belli, balık hafızalı bir millet olarak Azerbaycan'ı Bakü'de yendiğimiz takdirde bu eleştiriler yine kesilecek.
İyi de oynasa kötü de oynasa bu kadronun "Milli" takım olduğunu ve yenmenin de yenilmenin de bu oyunun içinde olduğunu sağlıklı bir şekilde yorumlayarak abartısız övgü ve yergilere yer veren bir reaksiyon yapısına artık kavuşmak gerektiğini tekrar tekrar söylüyorum. Bunu beceremdiğimizde hangi turnuvaları televizyon kanallarında izlediğimizi hatırlamak isteyenler için de sadece "2004" ve "2006" diyorum!

Hiddink'in yardımcısı Oğuz Çetin'in çıkardığı 11 her ne kadar Kazakistan ve Belçika maçları kazanılmış olsa da çok fazla eleştirildi. Teknik adam bu eleştirilerden feyz almış olmalı ki Panzerler karşısında değişikliğe gitti. Bu kumarın tutması gerekirdi ancak baskılı orta sahayı bozan pek çok etmen Hiddink'in elini kolunu bağladı.
Aurelio'nun sakatlanması, Özer'in sağ kanada çekilmesi, beklerin ters kanatlarda oynatılması, Volkan'ın kadroya alınmaması, kendi liginde asist hat-trickleri yapan Türk "wonderkid" Nuri'nin kadroda kendine bir türlü yer bulamaması... liste uzayıp gidiyor. İşi biraz kurcaladığınızda, tıpkı Oğuz Çetin polemiği gibi bir gerçekle yüzleşiyoruz: Hiddink ligi takip etmiyor! Her ne kadar ilk iki grup maçında müsamaha gösterilse de artık hocanın da ligdeki gelişmeleri iyi takip edip milli kadroyu gençlere de şans vererek oynatması gerektiği gerçeği ne yazık ki bu maçla ayyuka çıktı.
Arda bilmecesi ve ameliyatı meselesinde gereken sorumluluğu zamanında almayıp sakat olduğu belli olan oyuncuyu milli takımda oynatması (bkz Belçika maçı) Hiddink'in eksi karnesine yazılan bir diğer dipnot. Tercihleri konusunda bir diğer yanlışı da Semih 'iısrarla sonlara saklaması. Artık kabak tadı veren nöbetçi golcü Semih geyiğinden bir an önce bu takımın kurtulması gerek.
Her ne kadar ligde de istediği formu tam tutturamasa da Hiddink'in en azından bu maç için Halil yerine Semih tercihiyle başlaması gerektiği artık 5 yaşında çocuklar tarafından bile dile getiriliyor. Ki bu gerçeği Halil'in birebir pozisyonda kaçırdığı akıl almaz gol de haklı çıkarır nitelikteydi. Elimizdeki en tecrübeli milli forvetimizi kullanmaktan öyle çekiniyoruz ki, işi devşirme futbolcuların, Emenike'lerin milli formayı giyip giymemesi gerektiğini tartışmaya kadar getirdik. Bu arada bir Mevlüt vardı ne oldu ona?
Faturayı hocaya kesmeyi seven spor yorumcularına ise eleştiriler bir elin parmağını geçiyor. Sabırsızlığımız öyle bir noktaya geldi ki, daha bu yıl içinde milli takımın başına getirdiğimiz teknik direktörün ipini çekmeye hazırız. Şimdi düşünmek gerek, Ferguson Manchester United macerasına başlarken tüm maçlarını kazanmış mıydı? Hadi milli takımdan örnek verelim. Bizi evire çevire yenen Almanya'nın teknik direktörü Löw, Klinsmann'dan 2006'da aldığı enkazı bugünkü genç ve iyi iş yapan kadroya evirirken hiç mi sıkıntı yaşamadı? Eğer bu kadroyu turnuvada görmek istiyorsak, artık biraz sabır etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Tanjevic'i yere göğe sığdıramayan sevgili spor(!) yorumcuları bu gerçeğin farkına varıp biraz susmayı bilmeli. Farkında mısınız bilmiyorum ama bu takım şu anda grupta 3. sırada ve muhtemel bir Azerbaycan galibiyetiyle 9 puan toplamış olacak.
Bir de şu var ki, mağlup olduğumuz takım son Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve dünya sıralamasında 3. sırada. Bunu mağlubiyeti meşrulaştırmak için söylemiyorum. Ama Belçika karşısında galibiyet alan takım övülürken aynı takımın bir ay sonra yerden yere vurulması da feci bir tutarsızlık barındırıyor. Hiddink'in bugün verdiği demeçlerde değindiği gibi bu adamlar özeleştiri yapmayı ve kendilerini düzeltmek için çaba harcamayı biliyorlar. İlacımız belli, balık hafızalı bir millet olarak Azerbaycan'ı Bakü'de yendiğimiz takdirde bu eleştiriler yine kesilecek.
İyi de oynasa kötü de oynasa bu kadronun "Milli" takım olduğunu ve yenmenin de yenilmenin de bu oyunun içinde olduğunu sağlıklı bir şekilde yorumlayarak abartısız övgü ve yergilere yer veren bir reaksiyon yapısına artık kavuşmak gerektiğini tekrar tekrar söylüyorum. Bunu beceremdiğimizde hangi turnuvaları televizyon kanallarında izlediğimizi hatırlamak isteyenler için de sadece "2004" ve "2006" diyorum!



















